Rehabilitasyon Merkezi, rehabilitasyon,rehabilitasyon kurumları,niğde rehabilitasyon,otizm,engelli,özürlü çocuklar

İŞİTME YETERSİZLİĞİ OLAN BİREYLER PDF Yazdır e-Posta
Administrator tarafından yazıldı   
Cumartesi, 13 Eylül 2008 08:41
A. TANIM VE SINIFLANDIRMA: Normal işiten bireylerden söz edildiğinde,
genellikle bu bireylerin konuşmayı anlamak için yeterli düzeyde işitmesi olduğu
kastedilir. Çevrede aşırı gürültü olamamak kaydıyla, normal işiten bir birey özel
araç, cihaz yada teknik kullanmadan olağan durumlarda konuşmayı
anlayabilmektedir. İşitme duyarlılığının kişinin gelişim, uyum-özellikle
iletişimdeki görevleri yeterince yerine getirmeyişinden ortaya çıkan duruma
işitme engeli denir. İşitme engelli birey, işitme engelinden dolayı özel eğitimi
gerektiren bireydir.
İşitme engelli birey, bazı sesleri duyabilmekte fakat; bu düzeydeki işitme,
konuşmayı anlaması için yeterli olmamaktadır. Çok ileri işitme kayıplarında ise,
bir işitme cihazı kullanıyorken dahi, yalnız işitme yolu ile konuşmayı anlaması
çok olmaktadır. Bu durumdaki bireyler konuşmayı anlayabilmek için dudak
okuma yöntemini de kullanmaktadırlar. İşitmenin gerçekleşmesi ise bir takım
kurallara bağlıdır.
a- Sesin olması
b- Sesin kulağa ulaşması
c- O sesin insan kulağının alım gücü sınırları içinde olması
d- İşitme geçit yolunu(dış-orta-iç kulak) aşması
e- İşitme merkezine ulaşması ve algılanmasıdır.
Bu işlevlerden en az birinin aksaması işitme engelini ortaya
çıkarabilmektedir.
İşitme engelli konusunda pek çok sınıflandırma sistemi bulunmaktadır.
Bunlar içinde en yaygın olarak, işiten ve işitmeyen engelli, ağır işiten ve
işitmeyen ayrımları kullanılmaktadır.
Çeşitli Etkenlere Göre İşitme Engelinin Sınıflandırılması
ETKENLER SINIFLANDIRMA SİSTEMİ
1- Derecesi(İşitme Kaybı) a- İşitmeyen-ağır işiten
b- Çok ağır-ağır-orta-az-çok az
c- A, B, C,D, E, F
2- Oluş Zamanı a- Doğuştan, Sonradan
b- Doğuştan, Edinilmiş, Kazanılmış
3- Nedeni a- İrsi nedenler-sonraki nedenleredinilmiş
nedenler
4- Yeri a- İletimsel-Sinirsel-Merkezi-Karma
5- Oluş Biçimi a- Birden-Giderek
6- Süreğenliği a- Geçici-Kalıcı
Ülkemizde özel eğitimde daha çok engelin derecesine göre yapılan
sınıflama ve tanımlama kullanılmaktadır. Milli Eğitim Bakanlığınca kullanılan
yönetmelikte işitme engelliler, işitmeyenler(sağırlar) ve ağır işitenler olarak iki
kümede tanımlanmaktadır.
1- İşitemeyenler (sağırlar): Düzeltildikten sonra iyi işiten kulağındaki
işitme kayıpları 70db ve daha fazla olanlara denilmektedir. Diğer bir deyimle
Özel Eğitim ve Kaynaştırma Uygulamaları 1 6
işitme kayıpları gerekli düzeltmelerden sonra ana dilini konuşmayı olağan
yollardan öğrenmeyi engelleyecek kadar fazla ve bu yüzden özel eğitimi
gerektiren kişilerdir.
2- Ağır İşitenler: Düzelttikten sonra iyi işiten kulağındaki işitme kayıpları
olağan yolardan ana dilini öğrenmesini ağırlaştıracak derecede olup bu yüzden
özel eğitimi gerektirenlerdir.
İşitme özürleri işitme yolu dikkate alındığında özrün oluştuğu yere bağlı
olarak iletimsel, duysal-sinirsel, merkezi ve karma işitme kaybı olarak dörde
ayrılmaktadır.
İşitme engelleri işitme yolu dikkate alındığında özrün oluştuğu yere bağlı
olarak ;
1- İletimsel İşitme Engeli: Seslerin orta kulağa girmesi engellendiğinde
oluşur.
2- Duyusal-Sinirsel İşitme Engeli: İç kulak fonksiyonunu gerektiği gibi
yerine getiremediğinde orta kulaktan gelen sesleri uygun şekilde iletememektedir.
Bu tip kayıplarda hasar, iç kulakta veya iç kulaktan beyine sesleri ileten sinir
sistemindedir.
3- Merkezi İşitme Engeli: Beynin kendisine gönderilen sinyalleri
yorumlayamadığı duruma merkezi işitme engeli denir.ses beynin işitme
merkezine kadar gelir ancak işitme gerçekleşmez.
4- Karma İşitme Engeli: Orta ve iç kulaktaki hasarın bir arada
bulunduğu tiptir.
B. NEDENLERİ: İşitme engelinin nedenleri, dilin kazanımından önceki
nedenler ve dilin kazanımından sonraki nedenler olmak üzere iki grupta
incelenmektedir.
a. Dilin kazanımından önceki nedenler: Hamilelikte geçirilen rubella(alman
kızamıkçığı- kızamıkçık) özellikle hamileliğin ilk üç ayında geçirildiği işitme ve
görme bozukluğu ile kalp problemlerine neden olabilir. Kalıtım diğer bir
etkileyen faktördür. Kalıtımsal kökenli işitme engelli ailelerin çocuklarının
%90’ı işitme engellidir. Orta ile çok ileri derecedeki işitme kayıplarının
nedenlerinin % 50’den fazlası genetik faktörler sonucudur. Prematüre doğum ve
hamilelik sırasında geçirilen hastalıklar ileri derecede işitme kayıpları nedenleri
arasındadır. Düşük doğum ağırlığının eşlik ettiği prematüre doğum beyinde
kanama, yada orta kulakta oksijen azalması meydana getirebilir ve bu durum
değişik derecelerde işitme kayıplarına neden olabilir. Hamilelik sırasında annenin
geçirdiği kabakulak, frengi gibi ateşli hastalıklar, menenjit gibi viral
enfeksiyonlar iç kulakta hasara neden olarak erken dönemde kalıcı işitme
yetersizlikleri oluşturabilir. Anneden geçen sütomegalovirüs tüm yeni doğan
bebeklerin yaklaşık % 1’ini etkileyen virüs enfeksiyonudur. İşitme kaybı rbpor
edilen altı yaşın altındaki çocukların yaklaşık % 3’ü sitomegalovirüs nedeniyle
çeşitli derecelerde işitme kaybına sahiptir. Doğum esnasında beyine oksijen
Özel Eğitim ve Kaynaştırma Uygulamaları 1 7
gitmemesi, kanda bilirubin düzeyinin yükselmesi(hiperbilirubinemi), kan
uyuşmazlığı, annenin kullanmış olduğu ilacın türü ve dozu, annenin böbrek
hastalığı, şeker hastalığı gibi sistematik hastalıkları, annenin çektirdiği röntgen
ışınları, annenin geçirdiği sarılık hastalığı, hamilelikte annenin geçirdiği kazalar,
çarpmalar ve yaralanmalar çocukta çeşitli düzeyde işitme kaybına neden olabilir.
b. Dilin Kazanımından Sonraki Nedenler: Doğum sonrasında çocuğun
geçirdiği menenjit, orta kulak iltihabı, kızıl, kızamık, boğmaca, difteri, kabakulak,
grip gibi mikroplu ve ateşli hastalıklar genellikle orta kulakta hasara neden olarak
iletim tipi işitme problemini ortaya çıkarabilir.
Çocuğun kullandığı streptomisil vb. gibi iç kulak ve işitme sinirlerinde
tahribat yapan ototoksit ilaçlar, işitme mekanizmasında kalıcı hasar neden
olabilir.
Başı çarpma, merkezi sinir sisteminde sarsıntı ve zedelenme yapabilecek
her tür kaza ve travmalar, beyin tümürleri, kulak yolunda çıkabilecek çıban ve
urlar, kulağa yabancı madde kaçması ve bunları çıkartmak için kullanılan yanlış
girişimler işitme özrü yaratabilir.
Orta kulakta, kemikçiklerde oluşan kireçlenmeler iletimsel türden işitme
özrüne neden olmaktadır. Özengi kemiğinin oval pencereyle olan temasındaki
sertleşme yada kaynama “otoscilerosis” diye adlandırılan çoğunlukla
yetişkinlerde enderde olsa çocuklarda görülen bir tür işitme özrü oluturur.
Gürültülü mekanlarda sürekli olarak bulunma bu tip yerlerde çalışanlarda
(özellikle erkeklerde) duyusal-sisnirsel tip işitme kaygı tehlikesi yaratmaktadır.
Bunların dışında multiplescleroziz gibi nürolojik hastalıklar, hiperosteoziz,
ergenlik otosiklerozisi, gevrek kemik gibi kemik hastalıkları, şeker hastalığı,
hipertiroitzm gibi metabolik hastalıklarda işitme kaybına neden olmaktadır.
C. ÖZELLİKLERİ
İşitme engelli bireylerin özellikleri ile ilgili genel bir çerçeve çizilebilir.
Ancak işitme engelli her bireyin kişisel bazı özellikleri özrünün tipine, derecesine
ve içinde bulunduğu çevresel faktörlere göre farklılık göstermektedir. Burada
yukarıda belirtildiği gibi genel bir çerçeve çizilecektir.
a. Motor Gelişim: İşitme engelli çocuklar 0-2 yaş döneminde normal işiten
yaşıtlarıyla aynı gelişimsel basamaklardan zamanında geçmektedirler. Ancak
yapılan araştırmalarda, daha ileri yaş dönemlerinde işitme özürlü çocuklarda
işitme kanalı ve sinirlerindeki hasarlardan dolayı denge ve vücut koordinasyonu
ile ilgili becerilerde gecikmeler veya yetersizlikler gözlenebilir. 6-10 yaşları
arasındaki çocuklarla yapılan çalışmalarda denge tahtasında ileriye-geriye doğru
yürüme, tek ayak üzerinde durma, sıçrama, atlama, vücut pozisyonunu değiştirme
gibi kaba motor becerilerde ve ayakkabı bağıcığını delikten geçirme-bağlama, ipe
boncuk dizme, aynı anda ^i eli kullanarak iki farklı etkinlik yapma, kesme,
Özel Eğitim ve Kaynaştırma Uygulamaları 1 8
kalem tutma gibi ince motor becerilerde işitme engelli çocukların, normal gelişim
gösteren yaşıtlarına oranla daha az başarılı oldukları bulunmuştur (Lewis, 1992;
Güven ve Bal, 1992; Baldemir ve Bal, 1995; Darıca ve Tanju, 1995; Erden ve
Otman, 1996; Bal ve Tanju, 1997 a; Bal ve Tanju, 1997b; Bal ve Tanju, 1997e).
Ayrıca, istenilen davranışın gerçekleşmesinde hareketlerin izlenmesi ya da
yerine getirilmesi ile ilgili sözel ifadeleri ve sözel yönergeleri işitme duyusunu
kullanarak algılayamamaları büyük - küçük kas motor gelişim alanında farklılıkların
görülmesine neden olmaktadır. Ebeveynlerin çocuğun yaş özelliğine
göre değişik koruyucu tutumlara girmesi işitme engelli çocukların sosyal ortamlarda
bu alanda deneyimler edinmesini engelleyebilmektedir (Pektaş, 1993).
b. Dil gelişimi: Doğuştan işitme duyusunu kaybeden bebekler yaşıtları gibi 9. aya
kadar doğal sesleri üretmektedir. Fakat bu aylardan sonra kendi ürettiği sesleri ve
çevreden gelen sesli uyaranları işitme duyusuyla algılayamadıklarından ses
üretimi yavaşlamakta ve bebek giderek sessizleşmektedir (Lewis, 1992).
İşitme engelli bir çocuğun işitme duyularının fonksiyonunu tam olarak
yerine getirememesi nedeniyle dil gelişimi aşamalarında normal şekilde ilerleme
göstermemesi pek çok probleme neden olmaktadır (Pektaş, 1993).
İşitme özrünün dil ve konuşma bozukluğu ortaya çıkarması üç faktöre bağlıdır.
Bu faktörler işitme özrünün meydana geldiği yaş, işitme özrünün derecesi
ve işitme özrünün tipidir.
Genel olarak işitme özrü konuşmayı geciktirmekte, artikülasyon ve ses bozuklukları
meydana getirmektedir. Ancak işitme kaybı konuşma kazanıldıktan
sonraki bir devrede meydana gelir ve hafif olursa dil ve konuşma hemen hemen
hiç etkilenmemekte çok hafif ses ve artikülasyon bozuklukları
görülebilmektedir. Konuşma öğrenilmeden meydana gelen orta ve ileri
derecedeki bir işitme özrü ise önemli ölçüde dil ve konuşma bozukluklarına
neden olmakta özellikleri düzeyde ses ve artikülasyon bozuklukları ile dilin
içeriği, yapısı, anlamı ve kullanımı ile ilgili ciddi problemlere neden
olmaktadır. Kısacası, işitme kaybının meydana geldiği yaş ve derecesi dilin
kazanımı ve konuşma gelişiminde etkili olmaktadır.
İşitme özrünün meydana geldiği yere göre dil becerileri incelendiğinde,
ile-timsel tip işitme kaybında hemen hiç etkilenme görülmemekte diğer tiplerde
ise önemli konuşma bozuklukları görülebilmektedir (Özsoy, 1971; Culatta ve
Tompkins, 1999).
İşitme engelli çocuklarda dil gelişimi normal işiten çocuklarda olduğu
gibi? aynı sırayı izlemektedir. Ancak işitme engelliler özel eğitim programları
sonucu bunu başarabilmektedirler(Lewis, 1992).
c. Zihinsel Gelişim: İşitme problemi olan bireylerin sözel olmayan zeka
testlerinden aldıkları puanlar işiten akranlarıyla yaklaşık aynı düzeydedir.
Ancak dil becerileri il ilgili güçlükleri doğal olarak akademik performanslarını
etkilemektedir. Normal yaşıtları gibi zihinsel gelişim alanına ait tanıma, ayırt
Özel Eğitim ve Kaynaştırma Uygulamaları 1 9
etme, eşleştirme, gruplama yada sınıflandırma gibi zihinsel süreçlere sahip
olmalarına rağmen kedi kendine çevreyi araştırarak bir şey öğrenebilmeleri ve
düşünce sistemini geliştirebilmeleri dile bağlı yetersizliklerinden dolayı
mümkün olmamaktadır. Ancak yukarıda da bahsedildiği gibi sözel olmayan dil
performansını değerlendirmeyi öne testlerde başarılı oldukları nesneleri
eşleştirme, benzerlikleri bulma gruplama, resimler arasındaki farklılıkları görsel
olarak saptama, görsel olarak bir seri resmi sıralama gibi zihinsel etkinliklerde
normal işiten yaşıtlarına benzer performans ortaya koydukları belirtilmektedir.
İşitme engelli çocuklar için görsel ipuçlarını kullanmaya yönelik
etkinlikler düzenlenmediğinde sözlü iletişim becerileri yetersiz olduğu için kendi
kendilerine çevreyi araştırarak bir şeyler öğrenmeleri, düşünce sistemlerini ve
zihinsel süreçlerim geliştirmeleri mümkün olmamaktadır.
Okuma-yazma ve matematik becerileri daha geri olabilmekte akademik
başarısızlık görülebilmektedir.
Dil becerilerinin zihinsel gelişim becerileriyle iç içe olmasından dolayı
işitme özrünün derecesi zihinsel gelişimi etkilemektedir (Ergenç, 1995; Darıca
ve ark., 1997; Culatta ve Tompkins, 1999).
d. Sosyal Gelişim: Sosyal ve kişisel uyum becerileri tıpkı normal işiten
akranlarında olduğu gibi iletişim becerilerine ve aile üyeleri ve çevresindeki
diğer kişilerle etkileşimlerine bağlıdır. İşitme engelli ailelerin işitme engelli
çocuklarında, normal işiten ailelerin işitme engelli çocuklarına nazaran daha
yüksek sosyal olgunluk seviyesi, işitme engeline uyum sağlama ve davranışlarını
kontrol görülebilmektedir. Bu durum işaretle iletişimin erken dönemde
kullanılmaya başlanması ile bağlantılıdır (Culatta ve Tompkins, 1999).
İşitme engelli çocuk işiten ebeveyn arasında ortak bir iletişim
yaklaşımının ve modelinin kullanılmayışı, iletişimde karşısındaki kişinin
verdiği ipucunu ve »elli bir durumu anlamada güçlük doğuracaktır. İşiten anne
işitme engelli çocuk Çiftinde ortak bir iletişim yaklaşımının ve modelinin
kullanılamayışının sonucu olarak işiten annede iki baskın özellik (emir verme ve
kontrol) kendini göstermektedir. Annenin göstermiş olduğu bu iki özelliğin
çocuğun sosyal ilişkilerinde olgunlaşamamasına neden olduğu öne sürülmektedir
(Hadadian ve Rose, 1991; Caissie ve Çöle, 1993).
İşitme engelli bireylerin aileleri normal işiten çocukların ailelerine göre
aşırı koruyucu, daha az izin verici, daha az cesaretlendirici ve daha az
onaylayıcı olarak görülmektedir (Temel ve ark., 1998).
Bu bireylerde işitme yetersizliğinden kaynaklanan sorunlar tek başına
büyük bir engel olmamaktadır. Asıl sorun, bunun iletişim eksikliğine sebep
olmasıdır. Araştırmacılar, çocuğun iletişim kurma kabiliyetini anne - çocuk
ilişkisinin çocuğa gerekli olumlu duyguları vermesine bağlamaktadır (Temel ve
ark., 1998).
Bireyin sosyal yeterliliği ise normal işitmeye veya işitme engeline göre
değişmemektedir. Sosyal güvenin algılanmasında, okula, sınıfa ve sosyal faaAğrı
Rehberlik ve Araştırma Merkezi Müdürlüğü
Özel Eğitim ve Kaynaştırma Uygulamaları 2 0
liyetlere katılım ve işiten arkadaşlar ile duygusal güven içinde olma önemli bulunmaktadır
(Leigh ve Stinson, 1991).
Stinson'a göre işitme engelli bireyler, normal işitenlere göre daha düşük öz
saygıya sahiptirler ve olayları kontrol etmede kendilerini yetersiz algılamaktadırlar.
Bu konudaki önemli faktörler ise ailenin tipi, akranları ile aynı dili kullanmadaki
başarı ve yaşanılan çevrede arkadaşlar bulabilmektir. Tüm bu ilişkileri
zorlamak öz benlik ve kimliğin sağlıklı gelişmesine destek vermektedir (Akt.
Leigh ve Stinson, 1991).
İşitme engelli bireylerin okul dışında arkadaşları olmamaktadır. Buna
sebep olarak engelinden dolayı iletişim kurmakta zorlanmayı ve işiten kişilerin
kendilerini anlamamalarını göstermekte ve kendileri gibi engeli olan kişileri
arkadaş olarak tercih etmektedirler (Temel ve ark.,1998).
İşitme engelli bireylerin işitme kayıplarından ötürü sözlü iletişimlerinde
bazı özellikleri ortaya çıkmaktadır. Bu özelliklerin tanı koyma ve önlem alma
yönünden bilinmesi zorunludur (Bkz - Tablo2).
Gereksinmeleri Tablo 2: İşitme Kayıplarına Göre
Konuşma Durumu ve Eğitim Gereksinmeleri
İşitme Kaybı Belirtili Eğitim Gereksinimleri
25 dB ve İşitölçer (odiometre) le ölçüm yapılmadıkça özür güç fark edilir.
daha az Yalnız başına konuşma gelişimine etkisi az olur. Bazı olgularda
konuşma sağaltımına gereksinme duyulabilir.
26-40 dB Hafif konuşmalarda uzaktan yapılan konuşmaları anlamada
güçlük çekebilir.
Okulda Türkçe, Edebiyat dersi konularında güçlükle karşılaşabilir.
Çocuğun durumu okul yönetimine bildirilmeli.
İşitme araçlarından yararlanabilir.
Dersanede uygun oturma yeriyle uygun ışık düzeni için özen
gösterilmelidir.
Sözcük dağarcığı geliştirilmesine dikkat edilmelidir.
Dudaktan anlama becerisi kazandırılması gerekebilir.
Konuşma sağaltımı gerekebilir.
41-55 dB 1-1,5 m uzaklıktan yüz yüze yapılan konuşmaları anlayabilir.
Ses hafif olur ya da görüş alanı içinde olmazsa, sınıftaki
konuşmaları, tartışmaları izlemekte güçlük çeker. Bunları yarı
yarıya kaçırabilir.
Sözcük dağarcığı yetersizliği, eklemleme ve ses bozukluğu
türünde konuşma özürii görülebilir. Çocuk özel eğitim açısından
incelenmeli. Bireysel işitme aracı (tıbbî bakıya bağlı) kullanması
gerekir. Durumuna uygun özel eğitim programlarından (yardımcı
derslik, özel sınıf) birine yerleştirilmesi, derslikte uygun oturma yeri
seçilmesi gerekir.
Özel Eğitim ve Kaynaştırma Uygulamaları 2 1
Sözcük dağarcığını zenginleştirme ve okuma geliştirmesine dikkat
edilmelidir. Dudaktan anlama öğretimi gerekir.
Gerektiğinde konuşma koruması ve konuşma sağaltımı çalışmaları
yapılmalıdır.
56 -70 dB İşitebilmesi için konuşurken bağırılması gerekir. Gürültülü sesleri
duyabilir.
Küme tartışmalarında giderek artan güçlük çeker. Dil
çalışmalarında ve arılamada yetersizlik. Sözcük dağarcığında
sınırlılık. Büyük olasılıkla konuşma özürlü görülür. Çocuk özel
eğitime havale edilmelidir. Yardımcı derslik ya da özel sınıf
önlemleri düşünülmelidir. İşitsel ve görsel ortam uygunluğuna
dikkat edilmelidir. Bireysel işitme aracı kullanması ve işitme
eğitimi gereklidir.
Dudaktan anlama öğretimi yapılmalıdır.
Dil becerilerinde sözcük dağarcığı geliştirme ve kullandırma,
okuma, yazılı anlatım, dilbilgisi v.b. gibi özel yardım
gerekir. Okul öncesi özel eğitim gerekli ve yararlıdır.
71-90dB Kulağından 30 - 35 cm uzaklıktaki güçlü sesleri işitebilir.
Çevredeki sesleri bilebilir.
Ünlüleri birbirinden ayırabilir fakat ünsüzlerin hepsini ayıramaz.
Giderek ağırlaşan konuşma özürü ve dil yetersizliği görülür.
Özel eğitime havale edilmesi gerekir.
Okul öncesi özel eğitim gereklidir.
Özel eğitimde ağırlık tüm dil becerileri, kavram gelişimi, dudaktan
anlama konuşma eğitiminde olan tüm günlük özel eğitim
programlarında olmalı, programlar uzmanlaşmış denetim ve
kapsamlı destekleme hizmetlerini gerektirir. Bireysel işitme aracı
kullanılmalı.
Bireysel ve küme işitme araçlarıyla işitme eğitimi. Yararlı olacak
durumlarda yarım gün düzgül sınıf etkinliğine katılabilir.
91 ve daha Bazı yüksek sesleri işitebilir. Fakat ton-tını 'dan daha çok
fazla dB titreşimlerin farkında olabilir.
İşitmeyi iletişim ana kanalı olarak kullanamaz.
Daha çok görme kanalı kullanılır.
Konuşma ve dil özürü görülür. Özürler giderek ağırlaşma gösterebilir.
Özel eğitime havale edilmesi gerekir.
Özel eğitimde ağırlık tüm dil becerileri, kavram geliştirme, dudaktan
anlama ve konuşma eğitimine verilen tüm günlük programlarda
Özel Eğitim ve Kaynaştırma Uygulamaları 2 2
olmalı. Programlar uzmanlaşmış denetim ve kapsamlı destek hizmetini
gerektirir.
Bireysel ve küme işitme araçlarıyla işitme eğitimi.
Çok özenle seçilmiş olgular için yarım gün düzgül sınıf etkinliklerine
katılma düşünülebilir.
D. EĞİTİMLERİ
Tanılama ve Değerlendirme:
İşitme bozukluğunun erken tatlanması düzenli bir eğitim programının
erkenden başlayabilmesi açısından (ok önemlidir. Ancak işitme kaybını tespit
etmek çok kolay olmamaktadır.
Bebeklik döneminde, ilk 4 gün içinde, 4 ile 6. haftalar arasında, 12 -16.
haftalar arasında ve 6 aylık iken beyindeki işitme sistemlerinin cevaplarını teşhis
eden testle işitme durumu tespit ediImektedir. Alıcı aletler, bebeğin başına ve kulağının
içine yerleştirilmekte, bilgisayardan ses verilmekte ve bebeğin cevapları
bilgisayarda ve odyometrede ölçülmektedir. Bir başka yaklaşım olarak ise bebeğin
kulak kanalına bir mikrofon yerleştirilmekte ve ses verilerek iç kulaktaki
çevresel seslere cevap vermede titreşen kıl hücrelerinin cevapları ölçülmektedir
(Turnbull ve ark., 1999).
Daha büyük çocuklarda ise davranışsal odyolojik değerlendirme uygun olmaktadır.
Çocuğun test esnasındaki davranışlarına bakılarak ölçümü yapan
uzman sonuç çıkarır. Kulağa takılan kulaklıkla çok düşükten çok yükseğe, çok
yumuşaktan çok serte kadar çeşitli sesler verilir ve sesin her alınışında testi alan
kişi bir düğmeye basar ya da elini kaldırır (Turnbull ve ark., 1999). Sonuçlar,
odyogram denilen bir çizelgede değerlendirilir (Bkz. Şekil 2).
Her birey işitme engeline farklı tepkiler vermektedir. Dolayısıyla bireyin
işitme seviyesinin ölçülmesi gereksinimine uygun eğitim programı oluşturmak için
gerekli olan tüm bilgileri her zaman için sağlamamaktadır. Bu nedenle
gereksinimine uygun planlamalara gidilebilmesi için ailenin de içinde bulunduğu
bir ekip tarafından çocuğun zekasının, akademik başarısının, dil ve iletişim
becerilerinin ve diğer gelişimleri ile ilgili durumunun belirlenmesi büyük önem
taşımaktadır.
İşitme engelli bir bireyin eğitsel değerlendirilmesi ve bireyselleştirilmiş
eğitim programının hazırlanması öncesinde aşağıdaki noktalarda çocuğun durumunun
belirlenmesi gerekmektedir (Turnbull ve ark, 1999):
1. İletişim
a. İşitme kaybı
a- Araçsız b- Araçlı c- Sözel fonksiyon / Konuşma sesi algısı
b. Dil
Özel Eğitim ve Kaynaştırma Uygulamaları 2 3
a- Konuşulan Türkçe / İşaret Dili b- Dil
Yeteneği
c. Konuşmanın Anlaşılabilirliği
d. Dudaktan Okuma Yeteneği
e. İşaret Yeterliliği
2. Başarı
a. Standart testlerle ölçülen akademik basan
b. Sınıf performansı ile belirlenen akademik başarı
3. Sosyalizasyon
4. Motivasyon
5. Ebeveyn Beklentileri ve Tercihleri
6. İlave Özürün Varlığı
Belirtilen bu noktalarda çocuğun durumu, odyolojik olarak çocuğun uzman
(odyolog) tarafından yeniden değerlendirilmesi, bireysel zeka testleri, bireysel
başarı testleri, dil ve konuşmanın değerlendirilmesi, uyumsal davranış ölçekleri,
anektod kayıtları, okul programına dayanan değerlendirme ve doğrudan gözlem
yoluyla ortaya konulur (Turnbull ve ark., 1999; Culatta ve Tompkins, 1999).
Eğitimleri:
İşitme özürlü çocuğun eğitimi, işitme kaybı tanısı konulduğu andan itibaren
başlatılmalıdır. Eğitimin etkili olabilmesi için işitme aletinin de zamanında kullanılmaya
başlanması gerekmektedir (Bal, 1991). Her işitme özürlü çocuğun
eğitiminde kullanılabilecek işitme kalıntısı bulunmaktadır. İşitme kalıntısının
kullanılabilmesi, çocuğun işitme kaybının derecesine uygun önerilecek olan işitme
cihazının kullanımı ile yakından ilişkilidir. Günümüzde gelişen teknoloji ile
birlikte, bebeklik döneminde işitme testleri uygulanarak işitme cihazı
önerilebilmektedir. İşitme cihazının çok küçük yaşlardan itibaren kullanılmaya
başlanılması ile birlikte, çocuklar çevrelerinde oluşan sesleri duyabilmekte ve zamanla
duyduğu bu sesleri anlamlı yorumlayabilir hale gelebilmektedirler. Yapılan
çalışma sonuçları, orta ve ileri derecede işitme özürüne sahip çocukların işitme
cihazının düzgün kullanımına bağlı olarak çevrede oluşan sesleri dinlemeyi öğrendiklerini
ve zamanla anlamlarıyla birleştirerek yorum yapabildiklerini belirtmektedir
(Koni, 1993; Culatta ve Tompkins, 1999).
İşitme engelli çocuğun etkin bir işitsel eğitim alabilmesi, kullandığı işitme
cihazı ile doğrudan ilgilidir. Çocuk için en uygun işitme cihazı odyologlar
tarafından seçilir (Culatta ve Tompkins, 1999).
İşitme cihazlarının kullanım amaçlarına göre bireysel ve sınıf içi olmak üzere
iki tipine gereksinim duyulabilir. Yalnızca sınıf içi işitme cihazı kullanıldığında,
sınıf veya okul çocuğa ses ile ilgili daha az deneyim kazandırabilir. Ses her ortamda
karşılaşılan yaşamın önemli bir parçasıdır. Bu nedenle, her çocuğa ait bireysel işitme
cihazının kullanılma zorunluluğu vardır (Atay, 1999; Culatta ve Tompkins, 1999).
Özel Eğitim ve Kaynaştırma Uygulamaları 2 4
İşitme özürlü bireylerin eğitimlerinde iletişim becerileri kazandırmak ön
pla-, na çıkmaktadır. Bunu sağlayabilmek için kullanılan yöntemler üç grupta
görülJ mektedir (Özsoy, 1989; Fraser, 1990; Turnbull ve ark, 1999; Culatta vj
Tompkins, 1999):
1. Doğal İşitsel - Sözel Yöntem
2. İşaret Yöntemi (İki Dil Yaklaşımı)
3. Tüm (Total) İletişim Yöntemidir.
1. Doğal İşitsel - Sözel Yöntem:
Bu yöntem, konuşma ve seslen programın bir parçası olarak vurgulamaktadır.
Sözel dil, bilgi iletmede bir araç olarak kullanılmaktadır. Öğretmenler, seslerini
kullanmakta işitme problemi olan öğrenciler ise dudaktan okuma ve işitme kalııd
tısı becerilerini kullanarak onunla iletişim kurmaktadır. Öğretim sürecinde İŞİM
meye yardımcı araç ve teknolojinin kullanılması gerekmektedir. Öğrenciler sesi
lerini kullanmaları için teşvik edilmelidirler. Ülkemizdeki okullarda sözlü iletişini
yönteminin uygulanması yönetmelik ve program gereğidir. Bu program kapfl
samında işitme eğitimi, dudaktan okuma, ipuçlu konuşma, ses eğitimi, ekle»
leme eğitimi ve konuşma öğretimi verilmektedir (Özsoy ve ark., 1989; Culatta v<|
Tompkins, 1999).
• İşitme eğitimi: İşitme engelli çocuğun işitme kalıntısını daha iyi kııllan-l
masına ve kullandığı işitme aletinden en iyi şekilde yararlanmasına yardımcı olafl
bir eğitim programıdır (Koni, 1990; Culatta ve Tompkins, 1999).
İşitme engelli çocukların konuşmayı öğrenmeden önce işitme eğitimi kapsamında
dinleme, değişik sesleri fark edebilme, bu sesleri birbirinden ayırtedcB
bilme, sesleri tanımlama ve günlük yaşama genelleme becerilerini öğrenmelefl
gerekmektedir (Koni, 1990; Culatta ve Tompkins, 1999).
İşitme kalıntısı, çocuğun çevre ile ilişki kurmasında, çevresinde meydana
gelen sesleri işiterek değerlendirebilmesinde önemli rol oynamaktadır. Özellikle
çocuğun çevresinde bulunan kişilerin konuşmalarını anlamasında ve onlara
kendi düşüncelerini ifade etmesinde etkili olmaktadır. İşitme kalıntısının
kullanımının öğretilmesinde görme, dokunma duyularının bir arada kullanılması
önemli rol oynamaktadır. Bu duyuların bir arada kullanımı, bir çok sesin çocuk
tarafından farkedilmesinde de etkili olmaktadır. Ayrıca işitme engelli çocuklar
işitme kalıntılarından en iyi şekilde faydalanmayı öğrenmelerinde işitme
aletlerinin de önemli rolü bulunmaktadır (Koni, 1990).
Çocuk sesi dinlemeyi öğrendikten sonra bu sesleri anlama, farklı sesleri birbirinden
ayırt etme ve en son aşamada sesleri tanımlama ile ilgili çalışmalara
geçilmelidir.
İşitme eğitiminde sesler şu sıra ile ele alınmalıdır: Kaba sesler, müzikal sesler
ve konuşma sesleri (Özsoy ve ark.. 1989).
• Kaba sesler: Her gün evde, okulda, sokakta duyulan seslerdir. Gök gürültüsü,
rüzgar sesi, yaprak hışırtısı, hayvan sesleri gibi doğada oluşan seslerle makine,
alet ve araçlardan çıkan sesler gibi.
Özel Eğitim ve Kaynaştırma Uygulamaları 2 5
• Müzikal sesler: Ritim ve melodiye ilişkin seslerdir.
• Konuşma sesleri: Konuşma dilimizdeki ünlü ünsüz sesleri birbirinden ayırt
edebilir hale gelince, konuşmalar daha iyi anlaşılır ve bu sesler daha doğru
çıkarılabilir. Çocuk konuşma seslerini her ortamda ayırtedilebilir hale gelmelidir.
İşitme eğitimi yapılırken uyulması gereken bazı kurallar ve ilkeler vardır.
Bunlar (Özsoy ve ark., 1989):
1. İşitme özürlü diye bilinen her çocukta bir işitme kalıntısı vardır ve ondan
yararlanılabilir.
2. İşitme kaybı ne denli fazla olursa olsun her çocuk işitme eğitimine alın
malıdır.
3. İşitme eğitimine olanakların elverdiği oranda erken başlanmalıdır. İşitme
özrünün farkına varıldığı zaman eğitime başlama zamanı olarak kabul
edilmelidir.
4. İşitme eğitiminin planlanması ve uygulanmasında bireyselleştirmeye özen
gösterilmelidir. Birbirinin aynısı işitme eğrisi veren iki çocuk bulmak
güçtür. Olsa bile bu iki çocuğun diğer etmenlerden ötürü işitme eğitimin
den yararlanma dereceleri farklı olacaktır. Bunu yeterince dikkate ala
bilmek için çocuğun iyi tanınması gerekir. İşitme ölçümleri belirli
aralıklarla yinelenmeli, işitme eğrileri belirlenmelidir.
5. İşitme eğitiminin kulak yoluyla yapılması temel sayılırsa da diğer duyularla
desteklenmesinde yarar vardır.
6. İşitme eğitiminin küçük çocuklarda oyun biçiminde, yaş ilerleyip okula
başlayınca ünite ve diğer okul çalışmalarına bağlı olarak ele alınıp
yürütülmesinde yarar vardır.
7. İşitme eğitiminde çocuklara genellikle okul,öğretmen ya da bir yetişkin
tarafından planlanan seslerin verilmesi olağansa da ara sıra çocuklara kan
di istedikleri sesleri dinleme, duyma fırsatı verilmelidir. Hatta bu bazen
yaratılmalıdır.
8. Çalışmalara önceleri doğa ya da araç seslerini ayırt etme biçiminde baş
Lankalı, sonradan konuşma seslerine geçilmezidir.
9. Doğal seslerden en iyi biçimde yararlanma fırsat ve olanakları kullan
malıdır. Bir uçağın ani geçimi, tren, korna sesi, gök gürültüsü, zil çalması
rüzgar esmesi, çaydanlığın kaynaması, ustaların tıkırtısı, her türlü makine
den çıkan sesin oluştuğu anda dinlenilmesi yararlı olur.
10. Seslerden doğal olarak yararlanma olanağı bulunmadığında, ki her zaman
olmayabilir, sesin depolama özelliğinden yararlanılmalı. Banılar, plaklar
bu amaçla biriktirilmeli, yeri geldiğinde kullanılmalıdır.
11. Yardımcı işitme araçlarından yararlanılmalıdır. Hangi çocuğun hangi tür
işitme aracından yararlanabileceğini ilgili uzmanlar saptar. Fakat bunun
okulda, merkezlerde en verimli biçimde kullanılmasında uzman ve öğret
menin görevi büyüktür.
12. Yardımcı araç çok bol kullanılmalıdır. Teyp, pikap, trampet, davul, tef, zil,
boru, kaval, maşa, düdük, piyano, diyapazon, megafon, mikrofon, steteskop,
video vb. araçlar burada sayılabilir.
Özel Eğitim ve Kaynaştırma Uygulamaları 2 6
13. İşitme eğitimi etkinlikleri, okullarda önceleri ayrı bir etkinlik olarak ele
alınmalıdır. Sonraları çalışmalar üniteler ve diğer derslere bağlantılı
olarak yürütülmelidir.
• Dudaktan okuma: Dudaktan okuma yöntemi, işitme engelli bireyin karş
sındakinin konuşmasını dudaklarına bakarak jest ve mimikleri ile verdiği görsel
ipuçlarını takip ederek anlama becerisidir. Görsel ipuçları farklılaşan seslerin
anlaşılmasında önemli bir faktördür. Dudaktan okuma yöntemi işitme kalıntı ile
birlikte kullanıldığında daha etkili olmaktadır. Ancak farklı ve benzer
özellikteki kişilerin yüz ifadelerini ve mimiklerini izleyerek sesleri ve
kelimeleri ayırdetmek yoğun bir konsantrasyon isteyen ve kazanılması oldukça
güç beceridir. En iyi dudaktan okuyucu bile bir mesajın bu yöntemle ancak %25'
alabilmektedir. Ortalama düzeyde işitme engelli bir çocuk ise mesajın yalnız
%5'ini anlayabilmektedir (Culatta ve Tompkins, 1999).
Dudaktan okuma sürecinde üç ana öğe bulunmaktadır. Bu öğeler beden, zihin ve
psikolojik öğe olarak adlandırılır.
Beden öğesi konuşanın ağız, dudak, yüz ve diğer jestleriyle, mimiklerini,
dinleyenin göz ve görme durumunu kapsar. Kaynak ve alıcının belirtilen konulardaki
durumu iletişim sağlamaya uygun ve ikisi arasında uyum varsa dudaktan
anlama daha kolay ve etkili olur.
Dudaktan okuma etkinliği için dikkat edilmesi gereken noktalar:
1. Dudaktan okuma öğretimine, olanakların elverdiği oranda erken başlamak
gerekir. Doğuştan özürlü olanlarda bu daha önemli hale gelir.
2. Dudaktan okuma çocuğa belli bir sözcük dağarcığı kazandırmayı amaç
edinmelidir. Sözcük dağarcığı çevreye, çocuğa ve zamana göre bazı fark
lığlıklar gösterebilir.
3. Dudaktan okuma sürekli bir etkinlik olarak düşünülmelidir. Yaş, zaman,
ders ya da etkinliklerle sınırlı tutulmamalıdır. Bütün öğretim etkinlik
lebinde dudaktan okumaya yer verilmelidir.
4. Dudaktan okuma yerle sınırlı tutulmamalıdır. Evde, dershanede, sokakta,
çocuğun yaşamının geççiği her yerde dudaktan anlama yer alır. Yemek,
oyun, gezinti, alışveriş, misafirlik, yatağa girme bunlardan bazılarıdır.
5. Dudaktan okumada çocuğun konuşanın yüzünü iyi görmesi esastır. Küçük
yaşlardaki çocuk ve bebeklerle yapılacak çalışmalarda büyükler fırsatlar
dan yararlanarak bunu sağlamaya çalışmalıdır. Çocuğa büyüdükçe buna
kendisinin de dikkat etmesi gerektiği öğretilmelidir. Çocuk konuşanın
yüzünü en iyi görebileceği yeri bilmeli ve konuşmayı oradan izlemeyi
alışkanlık haline getirmelidir. Gerektiğinde çocuk konuşandan yüzünü
daha iyi görebileceği bir duruma geçmesini rica edebilmelidir.
6. Dudaktan okumada çocuk konuşanın ağız ve yüz devinimlerini hep aynı
açıdan görmemelidir. Bunun yerine konuşanı değişik açılardan izleme
beceri ve alışkanlığını kazanmalıdır. Bunu, önceleri büyüklerin dikkate
alması ve giderek, çocuğa bu alışkanlığın kazandırılması gerekir.
7. Dudaktan okumada konuşan kişi normal konuşmaya özen göstermelidir,
işitme özürlüyle konuşuyorum diye konuşma hızını, sesini, ağız devinimlerini
abartmamalıdır.
Özel Eğitim ve Kaynaştırma Uygulamaları 2 7
8.Dudaktan okuma etkinliklerinde çocuk değişik kişilerle karşı karşıya
getirilmelidir. Konuşan bireyler aynı şeyi konuşsalar bile değişik ağız
devinişleriyle ve değişik hızda konuşurlar. Çocuk hep aynı kişilerin
konuşmasını anlamaya alışırsa değişik kişilerle karşı karşıya kaldığında
onları anlamada güçlükle karşılaşır.
9. Dudaktan okuma görme kanalını kullanmaya dayalıysa da diğer duyularla
desteklenmesi, en azından bir "hazır oluş" oluşturma yönünden gereklidir.
Çocuğa nesneleri, resimleri, renkleri, büyüklükleri, biçimleri, yapıları,
tatları, kokuları tanıtmaya yarayan etkinliklerle çocuğun olabildiği kadar çok
duyusunu etkin kılmanın çareleri aranmalıdır.
10.Dudaktan okuma çok güç bir iştir. Öğretmen, ana baba ve çocukla ilgili ve
ilişkili diğer yetişkinler bunu akıldan çıkarmamalıdır. Bunlardan biri
konuşma seslerinin hepsinin iyi görüntü vermemesidir. Görüntü daha çok
ağzın ön kısmında ve dudakların belirgin devinimleriyle oluşan seslere
yakalanabilir. Ağzın gerisinde oluşan sesleri dudak devinimlerinde
yakalamaya çalışmak biraz boşunadır. Bazı sesler daha önce bir yerde
değinildiği gibi birbirine benzer görüntü verirler. "P", "b", "m" sesleri
birbirinden ayırmak kolay olmamaktadır. Konuşma dilimizde böylesi
seslerin sayısı az değildir. Bir başka güçlük kaynağı, ağzın devinim hızıyla
gözün görüntüleri yakalayabilme hızı arasındaki farktır. Düzgün
konuşmada ağız saniyede 13 ses devinimi yapar. Göz ise saniyede 8.9 bazen
10 devinimi yakalayabilir Bu demektir ki göz konuşmada ağız devinimleri
nine 13'te 8'ini yakalayabilmektedir. Yani oran aşağı yukarı l / 4 tür. Bu
orana seslerin devinimlerindeki belirsizlik ve eş görüntüyü de eklersek
dudaktan anlamanın güçlüğünün bir boyutu ortaya çıkar. Konuşan bireyler
arasındaki konuşma farklıkları da hesaba katılırsa güçlük daha iyi canlanır.
(Özsuy ve ark.,1989).
• İpuçlu konuşma (Cued Speech): Sözlü konuşmaya ilave olarak özel bir el
işaretleri setinin öğrenilmesi ve kullanılmasına dayanan bir sistemdir. İşaret dili
ve parmak alfabesi öğelerini içeren bu işaretler, konuşurken çenenin yanında el
pozisyonlarının kullanılması ile oluşturulur. İşaretler kendi başına kullanılmazlar
mutlaka konuşma ile kullanılmalıdır. 8 el işareti ve 3 farklı el konumu ile
dudaktan okumaya yardımcı ipuçları vermektedir.
El işaretleri ünsüz ses birimlerini el konumları ise ünlü ses birimlerini
içermektedir. Bir el işareti en çok 3 ünsüz ses birimini gösterebilmektedir. İpuçlu
konuşma tekniğinde konuşan kişinin sağ veya sol eli ağza yakın durumda olmalı
fakat dudak hareketlerinin görüntüsünü engellememelidir. Konuşan kişinin dudak
hareketleri ve el işaretleri birlikte gözlenebilmek el hareketinin sesin çıkarıldığı
anda yapılmasına dikkat edilmelidir.
İpuçlu konuşma tekniği, dudaktan okumayı hızlandırmakta ve dudak
hareketleri yönünden benzerlik gösteren seslerin (örneğin; baba) ayırt
edilebilmesinde kolaylık sağlamaktadır. İki yaşın sonuna kadar işitsel sözel
eğitimine ağırlık verilen ileri ve çok ileri derecede işitme özürlü çocuk ikinci yılın
sonlarına doğru İpuçlu konuşma tekniği ile tanıştırılmalıdır.
Özel Eğitim ve Kaynaştırma Uygulamaları 2 8
Yaşamın ilk 2 yılında eğitimin bu şekilde düzenlenmesi çocuğun
doğumdan başlayarak işitsel uyarıcılara yönelmesini sağlayacaktır. Bu şekilde
işitsel eğitimle İpuçlu konuşma tekniği kaynaşarak konuşma dilinin çocuğa net
olarak aktarılmasına ve hızlı bir şekilde konuşma dilinin gelişimine yol
açabilecektir. Bununla beraber işitme özürlü çocuk dili anlayabilir ve kullanabilir
duruma geldiğinde gereksinim duymuyorsa İpuçlu konuşma tekniğini bırakabilir
(Bilir ve ark., 1992; Culatta ve Tompkins, 1999).
• Ses Eğitimi: İşitme özürlü bireylerin sesleri özürlerinin derecesi, özürün
oluş zamanı ve eğitim durumuna göre değişmekle birlikte normal işitme
duyarlığına sahip bireylerinkine benzememektedir. Bu bakımdan işitme engelli
çocuklara konuşma öğretimi ile birlikte ses eğitimi de verilmelidir. Ses
eğitimindeki amaç çıkardıkları sesin yaş, cinsiyet ve beden yapılarına uygun
biçime dönüştürülmesi olmalıdır. Bu çalışmalar işitme eğitimi ile birleştirilerek
planlanıp yürütülmelidir (Özsoy ve ark., 1989).
• Eklemleme eğitimi: İşitme engelli çocuk, Türkçedeki sesleri düzgün olarak
çıkarıp birbirine eklemek suretiyle sözcükler oluşturmada güçlükler yaşa
maktadır. İşitmenin olmaması ya da sınırlı olmasından kaynaklanan artikülasyon
hataları seslerin doğru olarak çıkarılıp birbirine uygun biçimde ulanmasının
öğretilmesi suretiyle düzeltilebilir. Bu konuda yapılacak çalışmalar artikülasyon
bozuklukları bölümünde detaylı bir şekilde yer almıştır (Özsoy ve ark., 1989).
• Konuşma öğretimi: İşitme engelli çocuğun çevresindekilerle ana dilini
kullanarak iletişim kurabilmesi için ifade edici dil becerilerinin de desteklenmesi
gerekmektedir. Konuşma öğretimi bu becerilerin desteklenmesi sürecini
içermektedir.
Çocuğun konuşabilmesi için anadilinde kullanılan sesleri çıkarabilmesi, bu
seslerden sözcük ve tümce oluşturabilmesi gerekir. Konuşma öğretiminde
izlenecek yol normal çocuğun konuşma gelişimine uygun basamakların
izlenmesidir. Bu basamaklar konuşulanları dinleme, model alma, taklit etme,
heceler-sözcükler çıkarma, sözcükleri anlamlandırma, kısa cümleler ve daha sonra
uzun söyleme şeklinde sıralanmaktadır
Konuşma öğretiminde, konuşmanın çocuğun iletişim gereksinimini
karşılayabilmesi için çocuğa günlük yaşamında en çok gerekecek konuşma
kalıplarının saptanması ve bu kalıplara yer verilmesi gerekmektedir. Bu kalıplar
kolaydan zora doğru sıralanarak daha kolay öğretilebilmektedir (Özsoy ve ark.,
1989; Bal, 1997).
Doğal işitsel - Sözel yöntemde çok önemli olan bir nokta, seslerin
algılanması ve ayırımlaştırılabilmesidir. Bu doğrultuda yöntem, parmak
alfabesi, ipucu ile konuşma, dudaktan okuma ve işaret gibi görsel uyaranların
iletişim amacıyla tek başına kullanılmasını reddetmektedir. Ancak yöntem,
normal konuşma akışına eşlik eden ve doğallıkla kullanılan yüz mimikleri,
vücut dili ve dudaktan okumanın kullanılmasını kabul etmektedir (Polat, 1995).
2. İşaret Yöntemi (İki Dil Yaklaşımı):
Bu yöntemin temeli el, kol ve vücut pozisyonları ile yapılan hareketlere
dayanmaktadır. İki tipi bulunmaktadır: /. Parmak alfabesi, 2. İşaret dilidir.
Parmak alfabesi, harfleri gösteren el ve parmak pozisyonlarından
oluşmaktadır. Kullanılacak bir kelimenin harfleri el ve parmaklar yolu ile
yazılmaktadır.
İşaret dilinde ise kelimeler, fikirler ve kavramlar el ve vücut
hareketlerinden tek bir işaretle gösterilmektedir. Dünyada bir çok işaret dili
kullanılmaktadır (Pektaş, 1993; Culatta ve Tompkins, 1999).
Bu yönteme son yıllarda iki dil yaklaşımı adı da verilmektedir. İki dil
yaklaşımında genel bir tanım yapmak mümkün olmamakla birlikte, işaret
dilinin ilk dil, sözel dilin ikinci dil olarak öğrenilmesi esas alınmıştır. İki dil
yaklaşımının etkili olarak kullanımına ilişkin araştırma sonuçlan bulunmaması
bir çok aleyhtarı olmasına yol açmaktadır (Polat, 19995).
3. Tüm (Total) İletişim Yöntemi:
Tüm iletişim yöntemi, işitme engelli bireylerin kendi aralarında ve diğer
insanlarla en etkili iletişimi kurabilmelerinde işitsel, sözel ve işaret
yöntemlerinin en uygun bileşimlerinin oluşturulduğu bir felsefedir. Yöntemin,
çocuğun bireysel ihtiyaçlarını en uygun biçimde karşılamayı hedeflediği
belirtilmektedir. Kuramsal olarak oldukça çarpıcı bir yöntem görülmekle birlikte
pratikte uygulanamadığı yönünde bulgulara rastlanmaktadır.
Ayrıca, tüm iletişim yönteminde önemli bir sorun, işitsel, sözel ve işaret
yöntemlerinin "uygun" olan bileşimlerinin kim" tarafından ve "nasıl"
belirlendiği sorularının cevaplarının net olmamasıdır. Bu durum, uygulamanın
okuldan okula, sınıftan sınıfa hatta öğretmenden öğretmene değiştiği ayrıca aynı
sınıftaki farklı öğrencilerle farklı biçim de farklı öğretmenlerin aynı çocukla
farklı bileşimlerini kullanabildiği bu durumun total karmaşa biçiminde
adlandırıldığı görülmektedir (Polat, 1995).
Ülkemizde işitme engelliler okullarındaki öğrencilerin eğitimlerinde
uygulanan dil/iletişim modelleri ise oldukça fazla çeşitlilik göstermektedir.
Dolayısıyla çocukların kullandıkları dil / iletişim tarzlarında da pek çok
çeşitlilik görülmektedir (Uzuner, 1997).
İşitme Engellilerin Eğitiminde Dikkat Edilecek Noktalar (McCoy,
1995; Turnbull ve ark., 1999):
- Deneyler, drama, sanat çalışmaları ve spor aktiviteleri gibi yaparak, yaşa
yarak öğrenme deneyimleri sunulmalıdır.
- İşitme kalıntısının kullanılması esas alınmalıdır.
- Çocuğun performans düzeyine uygun sınıf çalışmaları sağlanmalıdır. Bu
amaçla belli bir etkinliğin farklı düzeylerdeki çocuklar için
aşamalandırılması yöntemi etkili olabilir.
Özel Eğitim ve Kaynaştırma Uygulamaları 3 0
- Fırsat eğitimi yapılmalıdır.
- Düzenli olarak geri bildirim sağlanmalıdır.
- Zihinsel engelli çocukların öğretiminde de açıklanan işbirlikli öğretim ve
akran öğretimi kullanılmalıdır.
- Sınıfın işitme engelli çocuğa uygun olarak uyarlanması yoluna gidilmelidir.
- Mümkün olduğunca çok duyuya dayanan materyaller ve uyarıcılar
sağlanmalıdır.
Ülkemizdeki Durum:
Ülkemizde Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde, Adana, Afyon, Amasya,
Ankara, Aydın, Bursa, Çanakkale, Denizli, Diyarbakır, Edirne, Elazığ, Erzurum,
Eskişehir, Gaziantep, Gümüşhane, Hatay, Isparta, İçel, İstanbul, İzmir,
Kahramanmaraş, Kastamonu, Kayseri, Kırıkkale, Kırşehir, Kocaeli, Konya,
Kütahya, Malatya, Niğde, Ordu, Rize, Samsun, Sivas, Tokat, Trabzon, Van ve
Zonguldak'ta toplam elli altı işitme engelliler için ilköğretim okulu ve çok
programlı lise bulunmaktadır.
E. ÖNLEME VE ERKEN TANININ ÖNEMİ
İşitme özrünün erken farkına varılması işitme engelli çocukların tüm gelişim
alanlarındaki yeteneklerinin özellikle iletişim becerilerinin geliştirilmesi
için eğitime mümkün olan en erken dönemde başlayabilme fırsatı yaratmaktadır.
Aynı zamanda işitme cihazının erken dönemde kullanılmaya başlanması da
eğitimlerinde daha fazla yol alınmasını sağlamaktadır.
Bireylerin işitmelerinin zedelenmesinin önlenmesi, işitmesi zedelenmiş
olanların zedelenme derecelerini artırmama, kazanılmış sözlü iletişim
becerilerinin kaybedilmemesi önleme ile ilgili konulardır. Bu konularda başarıya
ulaşmak için işitme özrüne neden olan faktörlerin ortaya çıkmamasını sağlamak
ya da ortadan kaldırmak ve toplumu işitme özrünün nedenleri konusunda
bilinçlendirmek gerekmektedir.
LAST_UPDATED2
 

Online Ziyaretçi

Şuanda 5 konuk çevrimiçi

Ziyaretçi Sayacı

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün81
mod_vvisit_counterDün220
mod_vvisit_counterToplam88663
Buradasınız  : Home Faydalı Bilgiler-2 İşitme yetersizliği olan Bireyler

Adresimiz

İlhanlı Mah. Aydınlık Cad. Özbek sitesi Altı NO:1 NİĞDE
TEL: 0(388) 233 78 00
FAX: 233 78 07
GSM:
05065486150-05065486151
05065486152-05065486154

TA