| BEDENSEL YETERSİZLİĞİ VE SÜREĞEN HASTALIĞI OLAN HASTALIKLAR |
|
|
|
| Administrator tarafından yazıldı |
| Pazartesi, 22 Eylül 2008 18:38 |
|
A- TANIM VE SINIFLANDIRMA Milli Eğitim Bakanlığınca çıkarılan Özel eğitim Okulları yönetmeliğinde Ortopedik özürlü; “Bütün düzeltmelere rağmen iskelet, sinir sistemi, kas ve eklemlerdeki özürlerinden dolayı normal eğitim-öğretim çalışmalarından yeteri kadar yararlanamayan” olarak tanımlanmaktadır.(MEB-1991) Başka bir tanımda ise bedensel yetersizliği olan çocuklar, duyusal özellikleri olmayan bedensel sınırlılıklarından yada sağlık sorunlarından dolayı okula devamları aksayan yada öğrenebilmeleri için özel hizmetleri, öğretimi ve özel donatımı gerektiren çocuklardır.(Özsoy ve Arkadaşları-1989) Fiziksel (Ortopedik) Engellilerin Özellikleri 1. Bağımsız hareket edebilme becerileri devimsel koordinasyonları sınırlıdır. 2. Hareketten çekinir, pasif kalmayı tercih ederler. Sıklıkla yorgunluktan şikayet ederler. 3. Yetersizlikten etkilenme düzeylerine göre uyum, konuşma ve öğrenme güçlükleri de görülebilir. 4. Düşük benlik algısı görülebilir. Süreğen Hastalığı Olanlar Ve Hastanede Yatan Çocukların Özellikleri Duygusal, sosyal ve uyum güçlükleri ile birlikte, ruhsal çöküntü görülebilir. Psikolojik desteğe gereksinimleri vardır. Uyumsuzluk, çaresizlik ve korku duyguları ortaya çıkabilir. Bedensel yetersizliği olan çocuklar çeşitli şekillerde sınıflandırılmaktadır. Best (1992) üç tip sınıflandırmadan söz etmektedir. Özürün tipine göre sınıflandırma 1. Nörolojik sistemle ilgili yetersizlikler (beyin, omirilik ve sinir sistemi) 2. Kas-iskelet sistemi ile ilgili yetersizlikler 3. Sağlık bozuklukları Nedenlere bağlı sınıflandırma 1-Doğum öncesi: Genetik olarak geçen bazı problemler, annenin geçirdiği enfeksiyonlar ile ilgili problemler, oksijen yetmezliği, malnütrisyon, annenin madde kullanımı ve anne karnında geçirilen travma 2-Doğum esnası: Doğum esnasında meydana gelen bazı problemler 3-Doğum sonrası: Sonradan oluşan hastalıklar ya da travmalar bağlı yetersizlikler, vücudun parçalarında ya da fonksiyonlarındaki kayıplar. Çocuk felci gibi enfeksiyonların neden olduğu özürler, kanser ve benzer gibi diğer sağlık sorunları Yetersizliğin derecesine göre sınıflandırma 1-Hafif: Yaşamını sürdürmek için destekleyici bir araca gereksinim duymamakta, kişisel gereksinimlerini karşılayabilmektedir. 2-Orta: Kişisel gereksinimlerinde yardımcı araçlar kullanılmaktadır. 3- Ağır: Kişisel gereksinimlerini yardımsız yapamamaktadır. B. EN ÇOK KARŞILAŞILAN ORTOPEDİK VE SAĞLIK YETERSİZLİKLERİNİN NEDENLERİ VE ÖZELLİKLERİ a- Ortopedik yetersizlikler: Organ Eksikliği: doğuştan veya sonradan kol ve bacak gibi vücuda eklemlerle bağlı organlardaki eksikliklerdir. Örneğin, parmağın olmaması,elin olmaması, ayağın, bacağın olmaması, gibi... Doğum öncesinde annenin röntgen ışınlarına maruz kalması, ilaç kullanılması, geçirdiği enfeksiyonlar gibi, doğum sırasında geçirilen kazalar, tıbbi müdahaleler, şeker hastalığı gibi nedenlerden kaynaklanmaktadır. Eğitimlerinde yardımcı protez ve ortezler kullanılmaktadır. Ayrıca eğitsel çevre düzenlemeleri ve kişinin takılan protezine /ortezine uyum sağlayabilmesi için psiko-sosyal ve eğitsel çalışmaların düzenlenmesi gerekmektedir. b- Cerebral Palsy(CP)–Beyinsel inme: Beynin zedelenmesinin neden olduğu hareket bozukluklarını tanımlayan genel bir terim olarak kullanılmaktadır. Bir kas koordinasyonu problemidir. Çocukların kasları ya da sinirleri zarar görmemiştir, kaslar ya da sinirler beyin sapı ile bağlantı kurabilir, ancak beyin, kasların kasılma ve gevşemesini kontrol etmek için gerekli sinyalleri uygun şekilde göndermektedir. Beyinsel inme kısaca istemli hareketlerdeki ya da duruştaki bozukluk olarak tanımlanabilir. İki önemli özelliği bulunmaktadır. Bunlardan birincisi beyin hasarı kalıtsal değildir, ikincisi ise ilerleyen bir özelliği bulunmamaktadır. Beyinde oluşan hasarların yeri ve büyüklüklerine ya da türüne göre zihinsel problemler, algı ve duyu kusurları ve konvülziyonlar gelişebilmektedir Doğum öncesinde , sırasında ve sonrasında beyinde zedelenmeye yol açan herhangi bir durum beyinsel inmeye neden olmaktadır. Doğum öncesinde annenin ateşli hastalıklara, zehirli maddelere yada röntgen ışınlarına maruz kalması, anne karnındaki bebeğin zedelenmesine yol açar. Doğum sonrasında ise geç ve güç doğum, oksijen yetmezliği, zehirlenme, yüksek ateş ve beyin kanaması gibi doğum sonrasında oluşan etmenlere C.P’nin olası nedenleri arasında yer almaktadır. C.P’nin tanılanması amacıyla özel bir test bulunmamaktadır. Bunun için çocuğun tıbbi geçmişi ayrıntılı olarak araştırılmalı ve hareketleri incelenmelidir. C P’ in belirtileri motor becerilerin gelişiminde gecikme, normal olmayan hareket kalıpları ile refleksler ve kas konusunda artış şeklindedir. Ayrıca konuşmada, işitmede ve görmede problemler olabilmektedir. C.P’ nin devimsel yetersizliğin derecesine ve oluştuğu yere göre iki türlü sınıflanmaktadır. 1- Devimsel Yetersizliklerin Derecesine Göre Beyinsel İnme: Bu sınıflamada spastik, athetoid, ataksia, tremor ve rijiditi’yi kapsamaktadır. 2- Devimsel Yetersizliğin Oluştuğu Yere Göre Beyinsel İnme: Bu sınıflandırma , monopleji, hemipleji, parapleji, tripleji, kuedripleji ve dipleji’ yi kapsamaktadır.C.P’li çocukların eğitimi ve rehabilitasyonu çok yönlü bir kavramdır. C.P’li çocuğun yönlendirilmesi, bütün gelişim alanları ile ilgili uzmanlarla işbirliği içinde eğitimsel açıdan çok iyi gözlem gerektirmektedir. Gözlemler; a-Ailenin yaklaşımı ve işbirliği, çocuğun anneye bağımlılığı b-Motor seviye c-Zihinsel gelişim seviyesi d-Sosyal gelişim e-Nöbet geçirme durumu f-Duyu organları ile ilgili problemlerin varlığı, alanlarında yapılmalıdır ve çocuğun eğitim programı hazırlanmadan önce konu ile ilgili olarak eğitimci aşağıdaki işbirliklerine girişmelidir: Hekim-Eğitimci İşbirliği a-Nöbet geçiren çocuk b-Kasılmalar nedeni ile ilaç tedavisi ile gevşetilerek çalışabilecek çocuk c-İlaçla tedaviyi gerektirecek kadar aşırı salya çıkaran çocuk d-Konuşma gelişimi açısından ağız sağlığı kontrolleri e-Görme engelli olan çocuklar f-İşitme engelli olan çocuklar Motor Gelişimi Yönünden Fizyoterapist-Eğitimci İşbirliği Eğitim ünitesinde değerlendirilmesi yapılan çocuğun çalışma ve faaliyetlerini sürdürebileceği en uygun pozisyon fizyoterapistlerle işbirliği ile sağlanmaktadır. a-Diz üstünde çalışmayı gerektiren çocuk b-Üçgen yastıkta yüzü koyun pozisyonda baş kontrolünü sağlayarak c-Ayaklı masada ayakta çalışması gereken çocuk d-Atetozu nedeni ile ağırlık takılarak çalışması gereken çocuk Psikolog-Eğitimci İşbirliği a-Tırnak yeme sorunları b-Uyum problemleri c-Enürezis d-Anneye aşırı bağımlılık e-Psikolojik testler Aile-Eğitimci İşbirliği a-Ailenin eğitimin önemini kavraması b-Çocuğun engelini kabullenmesi c-Aşırı koruyucu aile tipi d-Eğitim programı paralelinde çalışmaların günlük yaşam içinde uygulanması Bunlar çocuğa gerekli yönleri ile sağlandıktan sonra kaba motor-ince motor, dil, kavram gelişimi alanlarında çalışmalara başlanabilir. Bu noktada önemli olan; 1-Çocuğun çevreye ve kendine güven duyması 2-Eğitimci ile iyi iletişime geçilmesi 3-Yönlendirildiği faaliyetlerin kendi düzeyini aşmaması 4-Beş duyusuna yönelik uyarıcılarla uyarılmasıdır. Beyinsel inmeli çocukların eğitiminde önemli olan çocuğun yetersizliği nedeniyle ulaşamadığı uyarıcı ve eğitsel çevreyi ayağına götürmektir. Bu çerçevede, yetersiz olan duyularını mümkün olduğunca uyararak duyusal gelişimini hızlandırıcı etkinlik ve düzenlemeler ile ellerini, bedenini kullanabilmesi için gerekli hareketler adım adım sağlanmalıdır. Daha sonra çocuğa kavramların öğrenilmesi ve vücudun daha etkili ve becerikli olarak kullanılmasını içeren etkinlikler sunulmalıdır, sosyal ve yaratıcı etkinlikler de eğitim programında mutlaka yer almalıdır. Spastik: Türk Spastik Çocuklar Derneği’nin Rehberlik elemanlarına, Ana Okulu Yetkililerine, İlkokul Müdürlerine, İlkokul Öğretmenlerine yönelik olarak bu konudaki çalışmaları aşağıda sunulmuştur: Beyin felci (Serebral Palsi), beyinden kaynaklanan hareket özrüdür. Kaslarda kasılma, istemsiz hareketler, konuşma ve yürüme güçlüğü, hareketlerde ve zihinsel faaliyetlerde yavaşlamaya yol açmaktadır, bu belirtilerin hepsi veya birkaçı çocukta bulunabilir. Bu hastalığın üç çeşit tedavisi vardır, üçü bir arada yapılır. Birincisi fizik tedavi, ikincisi oyun, üçüncüsü okul eğitimidir. Bu nedenle serebral palsili çocuğu okula kabul ederek tedavisine katkıda bulunmuş oluyorsunuz. Ayrıca anayasanın ilgili maddelerine uymuş oluyorsunuz. Beyin felçli çocuğun eğitiminde güçlüklerle karşılaşacaksınız. Öğrenciniz ellerini kullanamasa, konuşamasa bile, gözleri ve kulaklarıyla sizi sınıfta izlemesine izin vermeniz, onun tedavisini kolaylaştıracaktır. Yaşıtlarıyla bir arada olması ruh sağlığını koruyacaktır. Aşağıdaki örneklerden yararlanabilirsiniz: Ellerini zor kullanan çocuğu kalem kullanmaya zorlama yerine, elektrikli daktilo kullanmaya sevk edebilirsiniz, okul aile birliğini bu konuda desteğe çağırabilirsiniz. Okuma-yazma çalışması sağlıklı çocuğunkinden biraz farklı olabilir. Fişle cümle verip okumayı sökemezse, fişle kelime vermeyi deneyin, olmazsa heceye, olmazsa harfle çalışmaya başlamak gerekebilir. Harflerin büyük ebatta olması gerekebilir. Mika ve mıknatıslı harf ve rakam kullanmak gerekebilir. Çizgi çalışmasında noktalı hattı kullanma çalışması kullanılabilir. Zeka potansiyeli yüksek olup, konuşamayan, ellerini kullanamayan ve işitmeyen çocuklar için bilgisayarlı eğitim gereklidir. Beyin felçli çocuğun, üzeride çalıştığı kağıtları masaya selobantla yapıştırarak sabitleyebilirsiniz. Avuçlarını güçlükle açan çocuklar için çok kalın kalemler kullanabilirsiniz. (Örneğin: faber 2770, senatör 87) Sınav yapmada sorunla karşılaşabilirsiniz, bu sorunu şu yollarla çözümleyebilirsiniz: 1. Kağıt üzerindeki birkaç obje veya rakamdan isteneni eliyle veya gözüyle işaretlemesi istenebilir. 2. Çoktan seçmeli değerlendirme yöntemi kullanılabilir. Eğitimde kullanacağınız materyalleri velilere hazırlatabilirsiniz. Bu çocuklarımızın beden eğitimi derslerinden muaf tutulması, yürüyemese bile oturarak jimnastik hareketlerine katılması tedaviye katkı sağlayacaktır. Epilepsi: Aslında bu bir sağlık sorunudur. Nöbetler en önemli özelliğidir. Beyindeki düzensiz elektrik deşarjlarından kaynaklanan geçici nörolojik Spastik: Türk Spastik Çocuklar Derneği’nin Rehberlik elemanlarına, Ana Okulu Yetkililerine, İlkokul Müdürlerine, İlkokul Öğretmenlerine yönelik olarak bu konudaki çalışmaları aşağıda sunulmuştur: Beyin felci (Serebral Palsi), beyinden kaynaklanan hareket özrüdür. Kaslarda kasılma, istemsiz hareketler, konuşma ve yürüme güçlüğü, hareketlerde ve zihinsel faaliyetlerde yavaşlamaya yol açmaktadır, bu belirtilerin hepsi veya birkaçı çocukta bulunabilir. Bu hastalığın üç çeşit tedavisi vardır, üçü bir arada yapılır. Birincisi fizik tedavi, ikincisi oyun, üçüncüsü okul eğitimidir. Bu nedenle serebral palsili çocuğu okula kabul ederek tedavisine katkıda bulunmuş oluyorsunuz. Ayrıca anayasanın ilgili maddelerine uymuş oluyorsunuz. Beyin felçli çocuğun eğitiminde güçlüklerle karşılaşacaksınız. Öğrenciniz ellerini kullanamasa, konuşamasa bile, gözleri ve kulaklarıyla sizi sınıfta izlemesine izin vermeniz, onun tedavisini kolaylaştıracaktır. Yaşıtlarıyla bir arada olması ruh sağlığını koruyacaktır. Aşağıdaki örneklerden yararlanabilirsiniz: Ellerini zor kullanan çocuğu kalem kullanmaya zorlama yerine, elektrikli daktilo kullanmaya sevk edebilirsiniz, okul aile birliğini bu konuda desteğe çağırabilirsiniz. Okuma-yazma çalışması sağlıklı çocuğunkinden biraz farklı olabilir. Fişle cümle verip okumayı sökemezse, fişle kelime vermeyi deneyin, olmazsa heceye, olmazsa harfle çalışmaya başlamak gerekebilir. Harflerin büyük ebatta olması gerekebilir. Mika ve mıknatıslı harf ve rakam kullanmak gerekebilir. Çizgi çalışmasında noktalı hattı kullanma çalışması kullanılabilir. Zeka potansiyeli yüksek olup, konuşamayan, ellerini kullanamayan ve işitmeyen çocuklar için bilgisayarlı eğitim gereklidir. Beyin felçli çocuğun, üzeride çalıştığı kağıtları masaya selobantla yapıştırarak sabitleyebilirsiniz. Avuçlarını güçlükle açan çocuklar için çok kalın kalemler kullanabilirsiniz. (Örneğin: faber 2770, senatör 87) Sınav yapmada sorunla karşılaşabilirsiniz, bu sorunu şu yollarla çözümleyebilirsiniz: 1. Kağıt üzerindeki birkaç obje veya rakamdan isteneni eliyle veya gözüyle işaretlemesi istenebilir. 2. Çoktan seçmeli değerlendirme yöntemi kullanılabilir. Eğitimde kullanacağınız materyalleri velilere hazırlatabilirsiniz. Bu çocuklarımızın beden eğitimi derslerinden muaf tutulması, yürüyemese bile oturarak jimnastik hareketlerine katılması tedaviye katkı sağlayacaktır. Epilepsi: Aslında bu bir sağlık sorunudur. Nöbetler en önemli özelliğidir. Beyindeki düzensiz elektrik deşarjlarından kaynaklanan geçici nörolojik Anksiyete belirtileri gösterebilirler. Zedelenmenin ağır olduğu durumlarda dili anlama ve üretme yeteneğinde problemler görülebilmektedir. b- Sağlık Yetersizlikleri: 1- Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu: Dikkat Eksikliğini ilk araştıran uzman, sendromu bu adla tanımıyordu. George Fredick Still, 1902 yılında araştırmalarını 20 dizilik bir konferans şeklinde "Royal College of Physicians" Londra'da sundu. Konferanslarında; saldırgan, asi, disipline edilemeyen, aşırı duygusal, "ihtiraslı", kurallara uymayan, kaba, acımasız, yalancı, dikkatsiz, aşırı hareketli, sakar ve saldırganlığı dolayısı ile diğer çocuklar için tehlike arz eden çocuklardan söz etti. Still'e göre; bu çocuklarda "kronik bir ahlak bozukluğu" vardı. Still, bu çocukların uyarılma eşiklerinin diğer çocuklara oranla yüksek olduğunu ve durumlarının kalıtımsal olduğunu da gözlemlemişti. Ancak o zamanın anlayışı ile çocukların durumlarını "yeterince ahlaklı olmadıkları" şeklinde tanımlamıştı. Bu davranışların anne babaların çocuklarını yanlış yetiştirmelerinden değil; organik bir bozukluktan kaynaklanabileceği fikri ancak 20.yüzyılda göz önüne alındı. Bir okyanus ötede ve bir on yıl sonra Amerikalı doktorlar hala Still'in tarif ettiği belirtilerin etkilediği çocukları tartışmaktaydılar. Bu çocukların çoğunun bir ortak noktası vardı: Dikkat Eksikliği Sendromu benzeri belirtilerin yanı sıra hepsi 1917-1918 yıllarında yaşanan "beyin humması salgını"ndan sağ kurtulmuş çocuklardı. Pek çok tıbbi makale bu çocukları "beyin humması sonrası davranış bozukluğu" gösteren çocuklar olarak tanımlamışlardı. Still'in hastaları gibi bu çocuklar da sosyal olarak rahatsızlık verici ve hafıza sorunu olan bireylerdi. "Daha şefkatli, daha anlayışlı bir teşhis" konulmasına doğru ilk adım bu çocukların beyin özürlü olarak adlandırılmak için çok zeki olmaları dolayısıyla en alt düzeyde beyin özürlü diye adlandırılmaları ile atıldı. Böylece "minimal beyin özürlü" tabiri popüler oldu. Hatta o kadar popüler oldu ki; çocukta görülür hiçbir beyin özürü görülmese bile gene de bu teşhis kondu. Bu teşhisin yarattığı bir başka sorun ise tanımın, tedavi uygulanabilmesi için çok geniş kapsamlı olmasıydı. Örneğin günümüzde öğrenme zorluğu, gelişim bozukluğu, asilik ve dikkat eksikliği adları verilen tüm sendromlar, minimal beyin özürü olarak tanımlanıyordu. Hiperaktivite ilk kez 1957'de Laufer ve Denhoff ile 1960'da Stella Chess tarafından adlandırıldı. Zaman içinde de bu bozukluğun doğru adı olarak psikoloji çevrelerinde kabul edildi. Yeni terim, daha sonra Dikkat Eksikliği ile Hiperaktivite olarak adlandırılacaktı ancak dikkat eksiklikleri olduğu halde hiperaktif özellikler göstermeyen çocuklara da aynı teşhis konmaktaydı. 70'li yıllara gelindiğinde, hiperaktivite konusunda 2000 çalışma yapılmıştı. Özellikler arasında aşırı hareketlilik, dürtüsel davranma, dikkat toplayamama ve sabırsızlık vardı. Bu çalışmalara göre aşırı hareketlilik en belirgin özellik olarak ortaya çıkıyordu ve belirtiler ergenlik çağında ortadan kalkıyordu. 1972 yılında Virginia Douglas, Kanada Psikoloji Birliğine sunduğu bir çalışmayla; dikkat eksikliği ve düşünmeden hareket etmenin, bu çocuklarda aşırı hareketlilikten daha fazla dikkat edilmesi gereken bir nokta olduğunu öne sürdü. Böylece çalışmalar aşırı hareketlilikten, dikkat toplayamama sorunlarına yöneldi. Douglas'ın çalışma arkadaşı, Gabriel Weiss, uzun süreli araştırmalarının sonucunda çocuklardaki hiperaktivitenin, ergenlik çağında ortadan kalkma ihtimalinin olduğunu ancak dikkat ve davranış sorunlarının kalacağını iddia etti. 1980 yılından 1989 yılına kadar geçen sürede, binlerce araştırma yapıldı ve Dikkat Eksikliği ile Hiperaktivite Sendromunu pediatrik psikoloji tarihinde üzerinde en fazla çalışılan konu yaptı. Yalnızca üzerinde en fazla çalışılan değil aynı zamanda da en fazla alt konuya bölünmüş olan konu; bir zamanlar "Minimal Beyin Özürü" olarak tanımlanan sendrom bugün şu alt konulara bölünüyor: Dikkat Eksikliği / Hiperaktivite Sendromu (dikkat toplama bozukluğu ağırlıklı) Dikkat Eksikliği / Hiperaktivite Sendromu (dürtüsel davranış bozukluğu ağırlıklı) Dikkat Eksikliği / Hiperaktivite Sendromu (dürtüsel davranış bozukluğu ve dikkat toplama bozukluğu) Dikkat Eksikliği Hiperaktivite: Aşırı hareketlilik olarak dilimize çevrilecek olan hiperaktivite kelimesini son birkaç yıldır halkımızın sıkça duymaya ve kullanmaya başladı. Ancak hiperaktivite konusunda kulaktan duyma yalan yanlış bilgilerin aileyi yanlış yönlendirmesi engellenemedi. Hiperaktivite nedir? Ne Değildir ? Belirtileri nelerdir ve nasıl tedavi edilir? Tüm bu soruların bilimsel gerçekler ışığında doğru cevaplarını aramak ve bulmak gerekmektedir. Geniş anlamıyla ciddi bir toplumsal sorun olan bu durumu görmemezlikten gelmek, yokmuş gibi kabul etmek ya da “biz de çocuk iken böyleydik” diyerek geçiştirmeye çalışmak aslında bu çocuklara yapabileceğimiz en büyük haksızlık olacaktır. Şurası unutulmamalıdır ki hiperaktivite konusunda son yıllardaki çabalara karşın halkımız arasında ciddi bir bilgi eksikliği vardır. Hatta bu konuda detaylı bilgi sahibi olmaları gereken eğitimcilerin bazılarının ortaya koydukları tutumları anlamak mümkün değildir. Hiperaktivite çocuğun sadece yaramazlık sorunu değildir. Her yaramaz çocuğun hiperaktif olduğunu söylemek mümkün değildir. Aslında temel yanlış bu tıbbi durumun adını tam olarak bilmemekte yatmaktadır. Tam adıyla DİKKAT EKSİKLİĞİ HİPERAKTİTE çocuklarda üç ana belirtisinin belirli oranlarda görüldüğü tıbbi bir sorundur: 1- Dikkat eksikliği hiperaktivitenin birinci ana belirtisi aşırı hareketliliktir. Bu çocuklar yaşıtlarıyla kıyaslandığında onlardan daha hareketli olmalarıyla dikkat çekerler. Adeta yorulmak bilmezler, sürekli hareket halindedirler. Ev içinde koşuşturur, yükseklere tırmanır, dolap tepelerinde gezerler. Bir motor tarafından sürülüyor gibidirler. Bir kısmı bu derece hareketli olmayabilir ancak bir yerde oturması beklenen kısa bir süre dahi oturamazlar. Kıpır kıpırdırlar, elleri dursa ayakları durmaz. Dur ve yapma sözünden anlamazlar. 2- İkinci ana belirti dikkat eksikliğidir. Esasen bu çocuklarda en çok gizli kalan yön de budur. Hiperaktif çocukların büyük kısmı dikkatlerini yoğunlaştırmakta güçlük çekerler. İlgilenmeleri gereken işlerle kısa süreli ilgilenir çabuk sıkılır ve hemen başka bir etkinliğe geçerler. Sabırsızdırlar işlerin hemen halledilmesini isterler ve beklemeyi sevmezler. Sürekli sıkıldıklarından bahsederler. Özellikle öğrenmeyle ilgili alanlarda dikkatlerini yoğunlaştıramazlar. Masanın başında oturma süreleri çok kısadır. Çeşitli bahaneler uydurarak sık sık masanın başından kalkarlar. Okumayı ve yazmayı sevmezler. Dikkatlerinin dış uyaranlarla çabuk dağılması nedeniyle sınıf içinde tahtayı ve öğretmeni takip edemezler. Ders dışı işlerle uğraşır ve dersi gerektiği gibi izleyemezler. Öğretmenler sıklıkla dersi dinlemediklerinden arkadaşlarını rahatsız ettiklerinden yada onların dikkatlerini dağıttıklarından söz ederler. Sınavlarda dikkatsizlik nedeniyle çok basit hatalar yaparlar. Cevabını bildikleri sorulara dahi yanlış cevap verirler. Soruyu sonuna kadar okuma sabrını gösteremezler. Test sınavlarında çabuk sıkıldıkları için bazı okumadan cevaplarlar. Sınav sonuna kadar beklemeden hemen cevap kağıdını öğretmene verirler. Evde başında kimse olmadan ödevlerini kendi başlarına yapamazlar. 3- Üçüncü ana belirti dürtüsellik yani sonunu düşünmeden eyleme geçmedir. Bu çocuklar sonradan pişman olacakları hareketleri sonunu düşünmeden gerçekleştirirler. Özellikle başkalarına söz ya da fiille sataşır ve huzursuzluk çıkarabilirler. Diğer çocuklarla ilişkilerinde geçimsiz olabilir ve bu nedenle arkadaşları arasında istenmeyen çocuk ilan edilirler. Tepkilere abartılı ve bazen acımasız olabilir. Korkusuzca davranmaları çeşitli tehlikelerle yüz yüze gelmelerine neden olur. Çıkılmayacak yüksek bir yere çıkar, evden çok uzaktaki yerlere yalnız başına gider ya da kesici aletlerle oynayabilirler. Tüm bu belirtiler çocuğun sosyal uyumunu bozar. Kısaca bu çocuklar kendilerini kontrol etmedeki güçlükleri nedeniyle nerede durmaları gerektiğini bilemezler. Dikkat eksikliği hiperaktivite dendiğinde halkımız genellikle bu son belirti kümesini anlamakta ve hiperaktif çocuk denince vuran , kıran uyumsuz çocukları anlamaktadırlar. Oysa hiperaktivite çok geniş yelpazede belirtilerin bir arada bulunduğu bir durumdur. Çocuğun yaşına göre belirtilerin içeriği değişebilir. Örneğin küçük yaş çocuklarda daha çok aşırı hareketlilik belirtileri ön planda iken okul döneminin başlamasıyla birlikte dikkat eksikliği belirtileri daha ön plana çıkar. Ayrıca bir çocukta saydığımız bu üç ana belirtinin tamamının bulunması gerekmez. Bazı çocuklarda dikkat eksikliği ön plandadır ve bu çocuklar aşırı hareketli değildirler. Bazı çocukların ise dikkatleri iyi olmasına karşın aşırı hareketlilikleri ve uyumsuzlukları ön plandadır. Aşırı hareketlilik çok göz önünde olan bir belirti olması nedeniyle hemen dikkat çeker. Ancak dikkat eksikliği daha çok öğrenme ile ilgili alanlarda belirginleşir. Özellikle ilkokul döneminde ders başarısızlığı ve derslere karşı ilgisizlik ve isteksizlik şeklinde ortaya çıkar. Aile ve öğretmenler tarafından yanlış olarak çoğunlukla tembellik, haylazlık hatta zeka düzeyinde gerilik olarak nitelendirilir. Oysa dikkat eksikliği hiperaktivitenin zeka ile doğrudan bir bağlantısı yoktur. Yani yukarıda saydığımız belirtiler ileri ya da geri zekalılığın belirtisi değildir. Halk arasında “zeki çocuk hareketli olur” gibi yanlış bir kanı vardır. Oysa zekanın az ya da çok olması hiperaktivite ile ilgili değildir. Hiperaktif çocuklar dikkat eksikliği nedeniyle yaşıtlarından daha zeki olsalar dahi okulda kendilerinden beklenen başarıyı gösteremezler. Özellikle ilkokulun 3. ve 4. sınıflarından sonra ders başarılarında belirgin düşme gözlenir. Önceleri kısa süreli dikkatleriyle başarabilecekleri dersler ağırlaştıkça derse olan ilgileri azalır. Aşırı hareketliliği ve uyum sorunları olmayan ancak belirgin derecede dikkat eksikliği olan çocukların gözden kaçması daha kolaydır. Hiperaktif çocukların yaşadığı zorlukların başında sosyal uyum zorluğu gelir. Aileyi ve eğitimcileri en fazla uğraştıran konuların başında bu çocukların uyumsuzlukları yer alır. Evde ve sınıf içindeki davranışları nedeniyle büyüklerinden sürekli kötü laf işiten, azarlanan ve zaman zaman cezaya çarptırılan bu çocukların öz güvenleri giderek azalır. Toplumsal kuralları öğrenmedeki zorlukları giderek davranış bozukluğu boyutuna ulaşabilir. Ev içinde uyulması gereken basit kurallardan, genel geçer ahlaki kurallara kadar tüm sınırlama ve yaptırımlara olan karşı reaksiyonları nedeniyle çevresinden büyük tepki alırlar. Her ne nedenle olursa olsun bu çocuklara uygulanacak şiddet ve ölçüsüz cezalar sorunun çözümüne yardımcı olacağı yerde onu daha da büyütür. Anne babalar “ne iyilikten ne de kötülükten anlıyor” sözleriyle bunu dile getirirler. Ancak unutulmaması gereken bu çocuklara sert anlayışsız ve katı tutum sergilemenin kesinlikle yarar sağlamadığıdır. Her çocuk gibi hiperaktif çocukların da sakin, yumuşak ve anlayışlı yaklaşımlardan daha fazla olumlu mesaj aldıkları bilinmektedir. Bazı anne babalar sınırları hayli zorlayan bu çocuklara sert davranılması ve taviz verilmemesi gerektiğini düşünürler. Oysa yapılması gereken temel kuralları zedelemeden ve başı boş bırakmadan sınırları oldukça esnek tutmaktır. Kimi zaman “bizim zamanımızda “ sözüyle başlayan ve konuyu tanımlama ve anlamadan uzak yaklaşımlar ifade eden sözlerle karşılaşmaktayız. “Bizde yaramazdık ama bizi babamız döverek adam etti” gibi aymaz ve cahilce sözlerle olaya yaklaşmak sonunda telafisi mümkün olmayan yaralar açmaktadır. Yapısal olarak kural tanımamaya meyilli bu çocukları yapacağınız yanlışlarla çok riskli bir ortam içine atmış olacağınızı unutmamalısınız. Tüm bu hatalı yaklaşımların sergilenmesinin asıl nedeni dikkat eksikliği hiperaktivitenin neden oluştuğunun bilinmemesidir. Yanlış bir şekilde bu tıbbi durumun çocuğun terbiye sorunu gibi ele alınması aileyi çıkmaza sürüklemekte ve hata üzerine hata yapılmaktadır. Dikkat eksikliği hiperaktivite temelde beyin metabolizmasında bozukluk nedeniyle oluşan tıbbi bir durumdur. Bu bozukluk anne karnında geçirilen hastalıklar,doğum travması, genetik geçiş gibi çeşitli nedenlere bağlı oluşabilir. Bu çocuklarda özellikle beyindeki dikkat ve hareket merkezinin düzenli ve yeterli fonksiyon görmediği tespit edilmiştir. Özellikle son 2-3 yıl içinde yapılan ileri tekniklerin kullanıldığı geniş çaplı bilimsel araştırmalarda beyin metabolizmasındaki bu bozukluğun hücresel boyutta açıklanması mümkün olmuştur. Dolayısıyla hiperaktivite ailenin yaklaşımları nedeniyle oluşmuş bir durum değildir. Çocuğun yapısal sorunu ailenin hatalı tutumuna bağlamak uygulanacak yaklaşımları değiştireceğinden zaman kaybına neden olacaktır. Tüm bunlardan çocuğun davranışlarında ailenin rolü yoktur anlamı çıkmamalıdır. Ailenin yanlışları temelde var olan sorunun daha da içinden çıkılmaz bir hal almasını sağlayacağı bir gerçektir. Dikkat eksikliği hiperaktivite son yılların sorunu değildir. Önceleri de benzer belirtileri olan çocuklar vardı. Ancak tembel, yaramaz, haylaz ve şımarık yakıştırmalarıyla gözden kaçıyor ve bu çocuklar eğitim açısından ve sosyal konum olarak olmaları gereken yerlerde olamıyorlardı. Maalesef günümüzde hiperaktivitenin ülkemizde iyi tanındığını söylemek mümkün değildir. Bugün A.B.d de yaklaşık 5 milyon çocuğun bu tanıyı aldığı ve toplumda görülme oranının yaklaşık % 4-5 gibi olduğu düşünülürse bu gerçek daha iyi anlaşılmış olur. Dikkat eksikliği hiperaktivitenin teşhisi bir çocuk psikiyatristi tarafından yapılmalı ve ancak hekimin önerisiyle tedaviye başlanmalıdır. Tablonun ağırlık derecesine ve çocuğun okul başarısını ve sosyal uyumunu ne derecede etkilediğine bakılarak tedavi planlanır. Tedavide birinci ve en önemli basamak ilaç tedavisidir. Ancak ilaç tedavisine hekimin uygun gördüğü çocuklarda başlanır. Bir kısım çocuklarda eğitim hayatı fazla etkilenmiyor ve uyum sorunu yoksa ilaç tedavisi ertelenebilir ya da yapılmaz. Kullanılan ilaçların asıl amacı çocuğun dikkatini artırmak ve hareketlerini kontrol edebilmesini sağlamaktır. Bugün tüm dünyada bu amaca yönelik geliştirilmiş ilaçlar kullanılmakta ve çoğunlukla yüz güldürücü sonuçlar elde edilmektedir. Anne babaların ilaç tedavisi konusunda bilgi eksikliği ve yanlışlığı nedeniyle tereddütleri olabilmektedir. Kullanılan ilaçların çocukları uyuşturacağı ya da bağımlılık yapabileceği gibi yanlış bir kanaat vardır. Dikkat eksikliği hiperaktivite tedavisinde günümüzde oldukça güvenilir ilaçlar kullanılmakta ve bunların uzun ve kısa vadede bizleri tedirgin eden yan etkileri bulunmamaktadır. Yani bu ilaçlar uyuşturucu değildirler ve çocuklarda bağımlılık yapmazlar. Bu tıbbi durumun ilaç tedavisi yanında eğitsel tedavilerle desteklenmesi de gerekebilir. Özellikle dikkat eksikliği belirgin olan çocukların kalabalık sınıflarda öğrenebilmeleri hayli zordur. Bu nedenle okula destek olarak bireysel eğitime alınmaları da gerekebilir. Tüm bunların yanında ailenin doğru bilgilenmesi ve çocukla olan ilişkilerinde yanlış yapmamaları için rehberlik almaları şarttır. 2- Dikkat Sorunu Olan Çocukların Eğitimi: Sınıfta çocukların dikkatlerini toplayamamalarının birçok nedeni olabilir. Örneğin çocuk görsel olarak aşırı duyarlı olabilir. Camdan gelen parlak güneş ışığı ya da panodaki canlı renkler bu çocuğun dikkatini dağıtabilir. Kokulara duyarlı başka bir çocuk ise öğretmenin parfümü ya da hayvanların bulunduğu bir kafes yüzünden dikkatini dağıtabilir. Sese aşırı duyarlılık da benzer sonuçlar doğurabilir. Örneğin motor sesi gibi alçak frekanstaki seslere duyarlı çocuklar ders boyu bu sesi duyarlar. Öncelikle bu çocukları daha az rahatsız olacakları bir ortama çekerek dikkatlerini toplamalarına yardımcı olabiliriz. Diğer taraftan akranlarına göre daha az reaksiyon veren ve bir ses duyduklarında odaklanamayan çocuklar olabilir. Genellikle sese yada kendilerine dokunulduğunda cevap vermezler. Kendi dünyalarında yaşıyor gibidirler. Bireysel farklılıklar Unutulmamalıdır ki gelişimsel sorunları olan çocukların problemleri birden fazla olabilir. Örneğin duyarak algılama sorunu olan çocuk kendine verilen birden fazla yönergenin sadece bazılarını duyar ve diğerlerine cevap vermiyor ya da ona göre davranmıyor gibi gözükebilir. Görerek ve alan hissi ile kavrama ve işleme problemleri olan çocuklarda da dikkat ve konsantrasyon problemleri yaşanabilir. Bu problemi olan çocuğun gözlüğe ihtiyacı yoktur. Sadece gördüklerini düzenlemede güçlük çekmektedir. Örneğin bu çocuğun odasında bir şey saklarsanız çocuk odanın her tarafına bakmaktansa sadece belli yerleri arar. Bu çocuklar bazen aşırı odaklanabilirler bazen de hiç odaklanamazlar. Duyduklarıyla gördüklerini ilişkilendirmekte güçlük çekerler, bu okumayı ve dikkati toplamayı etkiler ve bu yüzden dikkatleri kolayca başka alanlara dağılır. Motor hareketleri planlama ve sıralama güçlüğü olan çocuklarla da dikkat problemi yaşanabilir. Bu güçlük karmaşık hareketleri planlama ve sıralamada, düşünceleri sıralamada kendini gösterir. Bu probleme genellikle algı güçlüğü problemlerinden daha sık rastlanır. Örneğin giyinmeye çalışan bir çocuk düşünelim. Bu eylem için 10 basamak gerekli olabilir. Sıralama ve düzenleme güçlüğü olan bir çok bir arada 3-4 basamağı yapabilir ve arkadan başka bir şeye yönelebilir. Diğer bir deyişle başkalarının düşünmeden otomatik olarak yaptığı bir şeyi yapabilmek için bu çocuk her basamağı düşünmek zorundadır. Dikkati fark edebilmek Dikkat birçok faktörün bir arada çalışabilmesiyle ortaya çıkar. Eğer dikkati oluşturan nedenleri tek bir neden olarak görürsek ya da dikkati dağıtabilecek farklı nedenleri görmezden gelirsek farklı yöntemlerle kendi kendilerine yardımcı olmayı öğrenebilecek çocuklara önce biz yardımcı olamayız. Bu yüzden farklı farklı çocuklarda bu sorunu yaratan nedenleri anlamaya çalışmalıyız. Ve her çocuğa kendi gereksinim duyduğu alanda destek olabiliriz. Daha yakından bakarsak Dikkatini veremeyen çocukların bazıları kendi içlerine dönük ve hayal aleminde gibidir bazıları ise aşırı hareketli ve saldırgan olabilirler. İlginç olan aşırı hareketli olan çocukların temas, ses ve hatta bazen acıya karşı az hareketli olmalarıdır. Bu çocuklar duyulara gereksinim duyarlar ve bu uyarıcılar için hareket ederler. Kendi içlerindeki hareket güdüsünü doyurmak için sürekli hareket etmek isterler. Diğer taraftan kendi içsel hareket hislerine karşı gelmek isteyenler de hareket etmekten hoşlanmazlar. Bu çocuklar çok atlayan zıplayan çocuklar değildir. Ayrıca endişe ve korku da çocuklarda aşırı hareketlilik ve dikkatsizlik yaratabilir. Bazı çocuklar ise çevrelerindeki ilaçlara, yiyeceklere ve kimyasallara duyarlı olabilir. Yüksek ses, hareket ve karışıklık çocuklara aşırı bir yük bindirebilir. Her durumda bireysel olarak o çocuğun dikkat probleminin tam olarak neden kaynaklandığının bulunması gerekir. Veli ve uzmanlarla birlikte çalışma Birlikte çalışmada öğretmenler ve veliler anahtar durumdadır. Çünkü çocuğu en iyi onlar tanır. Çocuğun hangi durumlarda, sadece okulda değil evde ve arkadaşlarıyla iken ne yapıp ne yapmayacağını onlar bilir. Diğer uzmanlar da çocuğun güçlü ve zayıf yanlarının belirlenmesine ve bunların anlaşılmasına yardımcı olabilirler. Çocuk psikiyatrı ya da psikoloğu çocuğun bilgiyi algılama ve işleme güçlüklerine bakabilir, aile dinamiklerini inceler, endişenin rolünü araştırabilir ve öneriler getirir. Dikkat Eksikliği/Bozukluğu Sendromu Şu ana kadar Dikkat Eksikliği/Bozukluğu Sendromu olarak adlandırılan sorunun nedenini oluşturan bir genetik faktör yada nörokimyasal faktör belirlenememiştir. Araştırmalarda da tek başına ayrıştırılabilen bir neden bulunamamıştır. Belki de sorun birden fazla faktörün bir araya gelmesiyle oluşmaktadır. Bütün bu soruların cevapları hala bulunmamış olduğu için karşılaştığımız dikkat ve gelişim sorunları ile ilgili benimseyebileceğimiz yaklaşımda kendi kendimize şunu sormalıyız: Çocuğun hangi fonksiyonlarında güçlüğü var? Motor hareketler ve sıralama mı? Söyleneni anlaması mı? Seslere ve temasa cevap vermesinde mi? Hep hareketlilik aramasında mı? Böylece her çocuğa kendi gereksinim duyduğu alanda yardımcı olabiliriz. Güçlü tarafları öne çıkarma Problemlere çözüm olarak bir tek şeyi gösterebilmek çok çekicidir. Ancak bir çocukta Dikkat Eksikliği/Bozukluğu Sendromu olduğuna karar vermek ve ilaç tedavisine yönelmek bizim altta yatan diğer güçlü tarafları ortaya çıkarmamıza engel olabilir. İlaç tedavisi bazı çocuklara yardımcı olur bazılarına olmaz. Öncelikle çocuğun altta yatan güçlü taraflarını ortaya çıkararak nasıl bir gelişim göstereceğini görebilirsiniz. Ondan sonra ilaç tedavisinin yararlı olup olmayacağına karar verebilirsiniz. Diyelim ki bir çocukta tipik bir planlama ve düzenleme/sıralama sorunu var. Okula gitmeye hazırlanırken arka arkaya neler yapması gerektiğini unutuyor. Bu durumda görselleştirme egzersizleri ile arkadan gelecek hareketi hatırlatma çok yararlı olabilir. Bunun için anne baba çocukla birlikte her gün oturup ertesi gün okulda neler olacağını, güzel şeyleri zor şeyleri, çocuğun nelerden hoşlanıp nelerden hoşlanmayacağını konuşurlar. Bundan önce genellikle serbest oyun ile başlamak çocuğun güvenini yerleştireceği ve genel bilişsel/duyuşsal becerilerini arttıracağı için yararlıdır. Bu aktivitenin yararı anne baba ve çocuk için birlikte yarın olacakların bir senaryosunu sanki televizyondaymış gibi gözlerinin önüne getirebilmektir. Bu görselleştirme sayesinde çocuk yarın için daha iyi hazırlanabilir ve yapması gerekenleri sıralamayı öğrenebilir. Başka bir örnekte çocuk dışarı çıkmak istiyorsa ve yine sıralama/düzenleme güçlüğü varsa onun dışarı çıkma isteği ve motivasyonunu kullanarak çıkmadan önce bazı şeyler yapmasını isteyebilirsiniz. Bu sayede planlamayı, sıralamayı ve daha dikkatli olmayı öğrenebilir. Onlarla etkileşim biçiminizi çocukların gereksinimlerinize göre ayarlayabilirsiniz. Örneğin duyma algılama sorunu olan çocuklarla hızlı hızlı konuşmakla onlara ulaşamazsınız. Sakince ve yavaş sesle kısa bölümlerle konuşursanız dikkatlerini toplamalarına yardımcı olabilirsiniz. Ayrıca bu çocukların çoğunun görsel tarafları güçlü olduğu için onlara hem sözel hem görsel olarak yaklaşabilirsiniz. Örneğin bir şeyi hem gösterip hem de ismini söyleyebilirsiniz. Hareketleri sözcükleri ve görselleri birlikte kullanabileceğiniz diğer çocuklar da görsel algı bakımından zayıf ama duyarak algı bakımından güçlü olan çocuklardır. Özetle öncelikle kuvvetli olan bir alanı bulup bunu araç olarak ve pekiştirme ve motivasyon için kullanabilirseniz çocukların dikkat sorunlarını aşabildiklerini göreceksiniz. Bütün zamanınızı bir güçlüğün düzeltilmesine harcayacağınıza zamanınızın yarısını var olabilecek birden fazla güçlü alanın geliştirilmesine yönelik olarak harcaya bilirsiniz. Böylelikle çocuk kendi doğal marifetlerini kullanarak ve daha da geliştirerek kendine güvenini kazanacaktır. 3- DEBH Olan Çocuklarda Öğretmen Tutumu 1. Sürekli gözlem altında tutabileceğiniz ön sıralara oturtun. Yeri cam kenarı, pano yanı gibi uyarıcılardan uzak olsun. 2. Yanına daha sakin, davranışları ile örnek olabilecek, liderlik özelliği olan bir arkadaşını oturtun. 3. Ders süresi içinde zaman zaman hareket imkanını sağlayan uygun aktivitelere yönlendirin.(tahtayı sil, kağıdı çöpe at, kitabı getir...) tüm sınıfın katıldığı basit egzersizler yaptırılabilir. (baş sallama, omuz silkme, el bileklerini çevirme....) 4. Bazen kendi kendine konuşması, bazı sesler çıkarması, ayaklarını sallaması sizi şaşırtmasın. O birkaç şeyi bir arada yapabilir. Sizi dinlerken eli, ayağı başka bir şeyle uğraşabilir. Bunu yadırgayıp durdurmaya kalkışmayın. 5. Ders anlatırken omuzuna dokunun, saçlarını okşayın. O daha çok görsel ve dokunsal uyaranlardan etkilenir ve öğrenir. Sürekli göz göze gelmeye çalışın. Böylece onu daldığı alemden geri getirebilirsiniz. 6. Sınıfta şakacı olmak, alışılmışın dışında neşeli biri olun. Dersi esprilerle süslemek, görsel-işitsel malzemelerle zenginleştirmek işinizi kolaylaştıracaktır. 7. Uzun yazılı ödev vermeyin. Bu durum onu yıldırır ve çaresiz bırakır. Bu yüzden ödevlerini ayrı verin. 8. Küçük de olsa başarılarını sınıf içersinde onurlandırın. Övün, cesaret verin, onaylayın, umutlandırın.(....yapışına hayran kaldım,sana güveniyorum, senin düşüncen benim için önemli...) O kadar fazla başarısızlık yaşarlar ki vereceğiniz her türlü olumlu tepkiye ihtiyaçları vardır. 9. Tahtadakileri yazmak uzun zaman alabilir, ek süre verin. Ödevlerini tam alıp almadığını kontrol edin, böylece bu çocukların en büyük özelliklerinden biri olan ERTELEMENİN önünü alabilirsiniz. 10. Mutlaka ödevlerini kontrol edin, yapmamışsa nedenlerini araştırır ve o nedenleri gidermeye çalışırsanız ona yol göstermiş ve onu motive etmiş olursunuz. 11. Başarılı olduğu alanlarda ön plana çıkarın, böylece kendine güven duygusunu artacağı gibi olumlu davranışlarını geliştirmeye yoluna gidecektir. 12. Dikkati dağılmaya başlayan öğrencinize(anlattığınız konuyla ilgili olması şart değil) basit bir soru sorun. 13. Ona nasıl yardımcı olacağınızı sorun. Sezgileri genellikle çok gelişmiştir. Nasıl daha iyi öğrenebilecekleri konusunda en büyük ‘UZMAN’ kendisidir. 14. Kendi başlarına iç dünyalarını düzenleyemedikleri için dış dünyalarının başkaları tarafından düzenlenmiş olmasını isterler. Onların yönlendirilmeye, sınırlar konulmasına ve düzene ihtiyaçları vardır. 15. Sınırlar koymaktan çekinmeyin. Sınırlar çocuklara ceza vermek için değil, onların rahatlığı ve çevrelerine güven duymalarını sağladığı için konur. 16. Kuralları yazın her dakika göz önünde olabileceği bir yere asın. Çocuklar kendilerinden emin olduklarında, çevrelerindeki kişilere daha fazla güven duyacaklardır. 17. Basit anlaşılması kolay direktifler verin. İşlerin nasıl yapılması gerektiğini tekrarlayın, yazın,söyleyin. Çünkü direktifleri birden fazla duymak ihtiyacındadırlar. 18. Mümkünse, belli bir zaman içinde bitirilmesi gereken sınavlar yapmayın. Sınavlara zaman belirlemenin eğitsel bir değeri zaten yoktur. Belirli bir zaman içinde bitirilmesi gereken sınavlara, çocukların bildiklerini gösterme fırsatı vermez. Bazen yazılı sınav yerine sözlü sınav yapılabilir. 19. Sınıf dışı bir iş oluşturarak, bazen sınıftan çıkmasını sağlayın.(araç-gereç aldırma veya gönderme....) 20. Çocuğun neler öğrendiğini sık sık kontrol edin. Bu kontroller sonucu çalışmaya devam eder, kendilerinden neler beklendiğini bilir, hedeflerine ulaşıp ulaşmadıklarını gözlemleyebilir ve cesaretlenirler. 21. Büyük projeleri, küçük veya bitirilmesi kolay parçalara bölün. Bu kurallar çocukların öğrenmelerindeki en hayati kuraldır. Büyük projeler öğrencileri hemen yıldırır ve ‘ Ben bunu bitirmeyi asla başaramam’ demelerine neden olur. Bu durum öfke nöbetlerine veya yenilgiyi baştan kabullenmek duygularının yerleşmesine neden olur. 22. Fazla heyecan oluşturmaktan kaçının. Unutmayınız ki bu çocuklar kaynamakta olan süt tenceresine benzerler, kaşla göz arasında taşarlar. Ateşi hemen söndürebilmek için sütten gözünüzü ayırmamak gerekir. 23. Öğretirken konu başlıklarını kullanın, ana fikir çıkarmayı öğretin. Bu yöntem çocuğa öğrenmeyi başardığı bilgilerin gerekli olduğu duygusunu da aşılayacaktır. Çünkü genellikle öğrendiklerinin gereksiz, hiç kullanılmayacak olarak düşünürler. 24. Sözlü ve yazılı anlatımı birlikte kullanın. Bu tür bir eğitim, bilgileri hiç silinmeyecek şekilde çocukların akıllarına kaydedecektir. 25. Çocukların kendilerini değerlendirmeleri için onlara yardımcı olun. Çoğu zaman nasıl davrandıklarının farkında değildirler. Onlara bu bilgiyi yapıcı bir tavırla aktarın.(şimdi ne yaptığının farkında mısın? Bunu başka bir şekilde söyleyeceğini biliyor musun? Sen öyle davrandığında, arkadaşının neden üzüldüğünü biliyor musun?....) 26. Eğer çocuk sosyal işaretlerden zamanlama, ses tonu, vücut dili... anlamıyorsa, bunları ona öğretmelisiniz.(konuşmadan önce arkadaşını dinleme, konuşurken karşıdakinin gözüne bakma....)Bu beceriler çocuklarda doğuştan olmaz ama öğretilebilir veya yönlendirilebilir. 27. Öğrencilerin gruplar halinde çalışmalarına ortam hazırlayın.Bir gruba ait olma duygusu onlar için çok önemlidir. 28. Öğrendiklerini daha sonra hatırlayabilmek için küçük notlar yazmalarını önerin. Bu yöntem söylenenleri daha dikkatli dinlemelerine neden olur. 29. Ödev defteri tutturun. Bu defter aile ile iletişiminizi sağlayacaktır. 30. Anne-babayla sık sık görüşün. Onlarla yalnız sorun ortaya çıktığında görüşmekten kaçının. Sürekli görüşerek aynı hedefler için çalışmalarınızı sağlayınız. 21. Büyük projeleri, küçük veya bitirilmesi kolay parçalara bölün. Bu kurallar çocukların öğrenmelerindeki en hayati kuraldır. Büyük projeler öğrencileri hemen yıldırır ve ‘ Ben bunu bitirmeyi asla başaramam’ demelerine neden olur. Bu durum öfke nöbetlerine veya yenilgiyi baştan kabullenmek duygularının yerleşmesine neden olur. 22. Fazla heyecan oluşturmaktan kaçının. Unutmayınız ki bu çocuklar kaynamakta olan süt tenceresine benzerler, kaşla göz arasında taşarlar. Ateşi hemen söndürebilmek için sütten gözünüzü ayırmamak gerekir. 23. Öğretirken konu başlıklarını kullanın, ana fikir çıkarmayı öğretin. Bu yöntem çocuğa öğrenmeyi başardığı bilgilerin gerekli olduğu duygusunu da aşılayacaktır. Çünkü genellikle öğrendiklerinin gereksiz, hiç kullanılmayacak olarak düşünürler. 24. Sözlü ve yazılı anlatımı birlikte kullanın. Bu tür bir eğitim, bilgileri hiç silinmeyecek şekilde çocukların akıllarına kaydedecektir. 25. Çocukların kendilerini değerlendirmeleri için onlara yardımcı olun. Çoğu zaman nasıl davrandıklarının farkında değildirler. Onlara bu bilgiyi yapıcı bir tavırla aktarın.(şimdi ne yaptığının farkında mısın? Bunu başka bir şekilde söyleyeceğini biliyor musun? Sen öyle davrandığında, arkadaşının neden üzüldüğünü biliyor musun?....) 26. Eğer çocuk sosyal işaretlerden zamanlama, ses tonu, vücut dili... anlamıyorsa, bunları ona öğretmelisiniz.(konuşmadan önce arkadaşını dinleme, konuşurken karşıdakinin gözüne bakma....)Bu beceriler çocuklarda doğuştan olmaz ama öğretilebilir veya yönlendirilebilir. 27. Öğrencilerin gruplar halinde çalışmalarına ortam hazırlayın.Bir gruba ait olma duygusu onlar için çok önemlidir. 28. Öğrendiklerini daha sonra hatırlayabilmek için küçük notlar yazmalarını önerin. Bu yöntem söylenenleri daha dikkatli dinlemelerine neden olur. 29. Ödev defteri tutturun. Bu defter aile ile iletişiminizi sağlayacaktır. 30. Anne-babayla sık sık görüşün. Onlarla yalnız sorun ortaya çıktığında görüşmekten kaçının. Sürekli görüşerek aynı hedefler için çalışmalarınızı sağlayınız. C- EĞİTİMLERİ Ortopedik ve sağlık yetersizlikleri olan tüm bireylerin eğitimlerinde dikkat edilmesi gereken bazı temel prensipler vardır. En önemlisi bağımsızlık geliştirmelerine yardımcı olmaktır. Bu fiziksel bağımsızlığın yanı sıra günlük yaşam becerilerinde yeterlilik, kendi kendinin farkında olma ve sosyal olgunluk, yetersizliğin düzeltilmesi ile başa çıkma, akademik gelişim, iş, bağımsız yaşam, toplumsal katılım ve boş zaman aktiviteleri gibi yaşam becerilerindeki başarıyı içermektedir. Eğitim programının temeli, çocuğun özürlü değil öğrenme gereksinimi olmalıdır. En ağır yetersizlik bile uygun eğitsel yerleştirme biçimi kaynaştırma olabilir. Bu konuda gerekli çalışmalar yapılmalıdır. Bunları: 1. müfredatın uygulanması 2. çocuğun gereksinimlerine göre öğretim metotlarının uyarlanması 3. eğitim ortamının uyarlanması 4. süreçte yer alan bireylerin kaynaştırma uygulamaları ile ilgili olarak bilinçlendirilerek sorumluluklarının farkına varmalarının sağlanmasıdır. Kaynaştırma uygulamalarının yanında mutlaka gereksinime uygun özel bir eğitim destek programının sağlanması önemlidir. Bu yolla çocuk hem eğitimsel olarak desteklenmiş olacak, hem de yetersizliğine bağlı olarak gelişen duygusal ve davranış problemleri ortadan kalkacaktır. Ortopedik ve sağlık yetersizlikleri olan çocukların eğitiminde sağlanacak hizmetleri şu başlıklar altında özetlemek mümkündür:( Çağlar-1982) 1-Tanı hizmetleri 2-Tedavi 3-Akademik eğitim hizmetleri 4-Sosyal eğitim ve etkinliklerle ilgili hizmetler 5-Mesleki eğitim ve Rehabilitasyon hizmetleri 6-Değerlendirme hizmetleri 7-Ana-baba eğitimi hizmetleri 8-Toplumun eğitimi hizmetleri Bu hizmetlerin sunumu bir ekip işidir. Bu ekipte, eğitimciler, çeşitli uzmanlık alanlarında tıp doktorları, fizyoterapistler, iş ve uğraşı terapisti, psikolog, çocuk gelişimi ve eğitimi uzmanı, konuşma ve dil terapisti, meslek danışmanı, yardımcı personel, sosyal hizmet uzmanı ve anne babalar yer almalıdır. Bedensel ve sağlık yetersizlikleri olan çocukların yetiştirilmesinde eğitimin önemi çok önemlidir. Fiziksel engelli çocukların eğitimleri; Özel eğitim okullarında, ortopedik engellilere okul öncesi, ilköğretim ve orta öğretim düzeyinde eğitim hizmetleri, tıbbi rehabilitasyon ile iç içe sunulmaktadır. Bu engel grubu için açılan meslek liselerinde halen kız öğrenciler “dekoratif el sanatları” erkek öğrenciler “cilt ve serigrafi” kız ve erkek öğrenciler “muhasebe” bölümlerine devam etmektedirler. D- ÖNLEME VE ERKEN TANININ ÖNEMİ Önleme ve erken tanı için; 1-Akraba evlilikleri önlenmeli ve genetik geçişli hastalıkların tespiti için annebaba adayları genetik kontrolden geçirilmelidir. 2-Anne ve çocuğun sağlığı açısından gebelik süresince doktor kontrolünde gebelik takibi yapılmalıdır. 3-Anne, gebeliği riske atacak ortamlardan uzak tutulmalıdır. 4-Çocuklar için düzenli aşı takibi yapılmalıdır. 5-Çocuk sağlığı ve beslenmesinin düzenli kontrolü ve çocuk bakımı eğitimi hizmeti sağlanmalıdır. 6-Sağlıkla ilgili şüpheli durumlarda ilgili doktora başvurma özendirilmelidir. 7-Kazaları önleme tedbirleri alınmalıdır. 8-İlkyardım konusunda toplum bilinçlendirilmelidir. 9-Acil yardım hizmetleri yaygın ve etkili hale getirilmelidir.
|
| LAST_UPDATED2 |







![]() | Bugün | 102 |
![]() | Dün | 158 |
![]() | Toplam | 192930 |